Mülteci Çocukların Yaşadıkları Sorunlar

Erkek, kadın, yaşlı, genç pek çok insanı zorla yerinden eden sığınmacılık olgusu çocukları da etkilemektedir. Dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan çatışmalarda pek çok çocuk ölmekte ve zarar görmektedir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre Dünya’daki Mülteci nüfusunun yarısına yakınını çocuklar oluşturmaktadır. BMMYK’ya göre çatışmalarda, geçen 10 yıl içerisinde 2 milyonun üzerinde çocuk ölmüştür. Bununla beraber 6 milyon çocuk yaralanmış ve 1 milyon çocuk öksüz kalmıştır. Dünyada çoğunluğu Afrika, Afganistan ve Sri Lanka’da olmak üzere yaklaşık 300 bin çocuk askerin olduğu tahmin edilmektedir. Şiddet mağduru, seks kölesi yapılmış, zorla çalıştırılan veya kaçırılmış çocuk sayısının bu sayının çok üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Yetişkinlere göre daha incinebilir durumda olan çocuklar, sığınma sürecinden yetişkinlerden daha fazla etkilenmektedirler. Gelişim süreçleri devam eden çocuklar, yetişkinlerin korumasına, gözetimine ve özel ilgiye ihtiyaç duymaktadırlar.

Ergenlik döneminin gelişimsel özellikleri nedeniyle ergen mülteciler, sığınma sürecinde çocuklara göre toplumsal olaylar, arkadaşlık ilişkileri ve sahip oldukları statü konusunda daha hassas olmaktadırlar.  Mülteci çocuklar ise hastalık yetersiz beslenme ve fiziksel koşullar karşısında daha korunmasız olmaktadır. Mülteci kız çocukları, sığınma sürecinde cinsiyetleri nedeniyle erkeklere göre daha fazla risk altında olabilmektedir.

Mülteci çocukların sığınma süreçleri iki şekilde olabilmektedir. Mülteci çocuk ya refakatli olarak, anne-baba veya başka bir yetişkinin gözetiminde, korumasında, yada refakatsiz olarak, bir yetişkinin korumasından ve gözetiminden mahrum olarak, sığınma arayabilmektedir. Refakatsiz çocuklar, diğer çocuklara göre bu süreçte daha fazla sıkıntıyla karşılaşmakta ve daha hassas olabilmektedirler.

Türkiye’de Durum

Türkiye mülteci/sığınmacı çocuklar için mevcut uluslararası ve ulusal düzenlemelere göre genel hükümler uygulanmaktadır. Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesini (ÇHS)1995 yılında uygulamaya koymuştur. ÇHS, kapsamında çocukların yaşama, katılım, korunma ve gelişim olmak üzere 4 temel hakları bulunmaktadır.  Çocukların korunması, katılımının sağlanması, ayrımcılığa uğramaması ve yüksek yararının gözetilmesi konusu sorumluluğundadır. ÇHS’nin 2. maddesine göre, taraf devletler, Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal yada başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.

Türk ulusal mevzuatında çocuklarla ilgili önemli düzenlemelerden birkaçı; 2828 sayılı SHÇEK, 5395 sayılı Çocuk Koruma ve 222 Sayılı Öğretim ve Eğitim Kanunudur. SHÇEK Kanunu kapsamında, korunmaya muhtaç çocukların bakımı devlet tarafından yapılmakta ve ebeveynlerin çocuklarına bakmakta yetersiz kalması durumunda ayni ve/veya nakdi yardım yapılabilmekte ve evlat edinme gibi çözümler hayata geçirilmektedir. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu ise, korunma ihtiyacı olan çocuklarla ilgili alınacak tedbirlerle, suça itilen çocuklarla ilgili uygulanacak güvenlik tedbirleri ve çocuk mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileriyle ilgili hükümleri içerir. 222 Sayılı Öğretim ve Eğitim Kanununa göre çocukların ilköğretime devam etmesi zorunludur. Mülteci, sığınmacı çocuklar bulundukları illerde ikamet tezkereleriyle kayıt yapma, eğitime katılmak zorundadırlar.

Sığınma Süreci

Sığınmacı çocukların Türkiye’ye gelişi pasaportlu veya kaçak yollardan olmaktadır. Türkiye’ye Avrupa’dan gelen kişilerin sığınma talepleri, başvurunun yapıldığı İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi aracılığıyla İçişleri Bakanlığı tarafından değerlendirilip sonuçlandırılmaktadır. Bununla beraber Avrupa dışından Türkiye’ye sığınma amaçlı gelen kişilerin başvuruları, birbirine paralel iki prosedüre göre değerlendirilmektedir. Avrupa dışından sığınma talep eden kişilerin, başvurularını, BMMYK (Ankara veya Van) ofisine ve ülkeye giriş yapılan ildeki Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine yapması gerekmektedir. Bu prosedür çocuklar için de aynıdır. Ancak çocukların sığınma başvuruları refakatli veya refakatsiz olmalarına göre ayrı değerlendirilmektedir. BMMYK, özellikle refakatsiz çocukların sığınma başvurularını çocukların incinebilir durumda olmalarından ötürü hızla sonuçlandırmaya çalışmaktadır. Refakatsiz çocuklara sığınma süresince Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) tarafından koruma sağlanmaktadır.

Refakatli Çocuklar

Refakatli çocukların sığınma başvuruları, çocukların aksi yönde bir talepleri olmadığı sürece refakatinde oldukları yetişkinlerinkine bağlıdır. Eğer yetişkinin (anne, baba veya çocuğu gözetleyen, koruyan başka biri) başvurusu kabul edilirse çocuk mültecilik statüsü kazanır. Yetişkinin sığınma başvurusu kabul edilmezse çocuk da mültecilik statüsü kazanamaz. Eğer çocuk sığınma başvurusunun, refakatinde olduğu yetişkininkinden ayrı değerlendirilmesini isterse, bu talep değerlendirilir ve çocuğun başvurusu ayrı değerlendirilip karara bağlanabilir.

Refakatsiz Çocuklar

Refakatsiz çocuklar kendilerini koruyacak, gözetleyecek bir yetişkinin refakati olmaksızın sığınma arayan kişilerdir. 2828 sayılı SHÇEK kanunu hükümlerine göre refakatsiz çocuklar korunmaya muhtaç durumdadırlar. Bu yüzden refakatsiz çocuklar 12 yaşından küçükse çocuk yuvalarına yerleştirilirken 12 yaş üzeri çocuklar yetiştirme yurduna yerleştirilmektedir. Refakatsiz çocuklara vasi atanması ve yasal konularda çocuğu temsil edecek bir yetişkinin atanması devlet sorumluluğundadır.

Çocuk Hakları Sözleşmesinin 22. maddesine göre taraf devletler herhangi bir mülteci çocuğun, ailesiyle yeniden bir araya gelebilmesi için ana-babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Bu madde özellikle ülkedeki karmaşa veya kaçış sırasında ailesinden haber alamayan çocuklar için büyük önem  taşımaktadır.

2006 Genelgesine göre, refakatsiz çocuklarla mültecilik statüsünün belirlenmesine ilişkin yapılan görüşmede, psikolog ve sosyal çalışmacı bulundurulmalıdır. Aynı zamanda genelgede, görüşmede bulunan uzmanın raporunun dikkate alınacağı ve raporun İçişleri Bakanlığına iletileceği belirtilmektedir.

Refakatsiz çocukların yaşlarıyla ilgili belirsizlik olduğunda veya emniyet yetkilileri kişinin yaşının 18’den büyük olduğunu düşündüklerinde bu konuda kemik yaşı testi yaptırmaktadırlar. Kemik yaşı tespitinin nihai sonucu alınana kadar ilgili emniyet yetkililerinin, çocuklara barınma imkanı sağlaması gerekmektedir. Kemik yaşı testi sonucu kişinin yaşının 18’den büyük görülmesi halinde, kişi yetişkinlere uygulanan prosedüre tabi tutulur.

Kemik yaşı testi, yaşın belirlenmesi için yapılan bir tahmindir. Ne yazık ki kemik yaşı testi her zaman kişinin gerçek yaşını göstermemektedir. Kemik yaşının hata payı göz önünde bulundurularak, uzmanların, çocuğun yaşını belirlemek konusunda  kararsızlık yaşaması, emin olmaması durumunda Çocuk Hakları Sözleşmesinde öngörüldüğü gibi çocuğun yüksek yararı göz önünde bulundurmalı ve yaş tahmini çocuğun lehine yapılmalıdır. Aynı zamanda çocuğun yaşının tespiti için sadece fiziksel özellikler değil, çocuğun psikososyal olgunluk düzeyi de  aynı önemde göz önünde bulundurulmalıdır. Yaş tespitinde çocuk gelişim uzmanlarının, çocuk psikologlarının  ve sosyal çalışmacıların görüşlerine önem verilmelidir. Çocuğun yaşının tespiti insan onurunu incitici olmamalıdır.

Öneri: Mülteci çocuklarla ilgili detaylı bilgi sahibi olmak için Önder Beter tarafından yazılan “Sınırlar Ötesi Umutlar: Mülteci Çocuklar” adlı kitabı Sabev yayınevinden temin edebilirsiniz.

Mülteci çocukların yaşadıkları sorunlar

Kültürün korunması ve kültürel hayatta yer alma hakkı insan hakları olarak tanımlanmıştır. Kültür çocuğa kimlik ve devamlılık sağlar. Kendi kültürünün değerlerini ve geleneklerini öğrenen çocuklar, ailelerine, topluluğa ve daha geniş topluma uyum sağlamayı öğrenirler. Her toplumun sosyal ve dini inançlarını ve çevrelerindeki dünyayı yorumlama açıklamalarına yansıyan kendine özel birikmiş bir bilgi yapısı vardır.

Kültür sosyal grubun değerleri kadar bu değerlerin korunmasını sağlayan kural ve kontrolleri de belirler. Bu toplumun çocukların yetiştirilmesine yaklaşımını da içerir. Her sosyal grubun çocuklara kimin bakacağına, hangi yasta nelerin öğrenileceğine, çocuklardan ne beklendiğine, nasıl bir disiplin verileceğine ve çocukların istismar yada ihmal edildiği veya aileleri tarafından bakılmadığı gibi işlerin kötü gittiği durumlarda ne yapılacağına dair kendine özel kuralları vardır.

Kültür durağan değildir. Sürekli değişir ve değişmelere uyum sağlar. Fakat toplumun sağlıklı kalabilmesi ve kültürün çeşitli yönlerini uyumlu ve tutarlı biçimde gelişebilmesi için değişimin adım adım olması sağlanmalıdır.

Bir mülteci hareketi, kültürün hemen hemen her yerini kesintiye uğratır. Bireylerin, ailelerin ve toplumların gönülsüz yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan sosyal karmaşa kültürlerinin tutarlılığının dramatik biçimde etkiler. Normal sosyal kurallar, değerler ve kontroller, uygulama çerçevesini sağlayan sosyal grup parçalanınca dağılmaya baslar.

Mülteciliğin özellikle çocuklarda yol açtığı sonuçlar son derece ciddidir. Toplumun rehber ve düzenleyici mekanizmaları kaybolduğunda, bireyler normal sosyal, ekonomik ve kültürel çevrelerinden yoksun kalırlar. Bunun sonucunda insani ilişkiler bozulur. Ebeveynlerin sıkıntıları ve tedirginlikleri çocuklarının normal duygusal gelişimini ciddi biçimde kesintiye uğratabilir. Dahası, çocuklar mültecilik durumunda çoğunlukla rol modellerini kaybederler. Normal şartlar altında, ebeveynler çocuklarının temel rol modelleri olurlar, kimliklerinin gelişmesini, beceri ve değer kazanmalarına katkıda bulunurlar. Ebeveynlerden biri veya diğerinden, büyük çoğunlukla kaçış sırasında babadan ayrılmak çocuğu önemli bir rol modelinden yoksun bırakır. Mülteci ebeveynlerden her ikisi de orada olsa bile çocuklarına rol modeli sağlama potansiyellerini, normal hayatlarını ve yasam biçimlerini kaybettiklerinden, sürdüremeyebilirler.

Mültecilik şartlarında çocukların rolleri de değişir. Ebeveynlerden birinin olmadığı durumlarda, çocuk yetişkin sorumlulukları almak zorunda kalabilir. Ama orada olmayan babanın üretime dair islerini üstlendiğinde, örneğin, büyük kız küçük çocuklara bakımda annenin yerini alabilir. Sonuçta, kızın gelişimsel ihtiyaçları iş yükü yada oyun veya okula gitme fırsatlarının azlığından ihmal edilebilir.

Pek çok mültecilik şartlarında sığınma ülkesindeki yerli nüfusunun dil, din ve görenekleri ve yetkili ve yardım görevlileri mülteci topluluğundakinden oldukça farklı olabilir. Bu gibi kültürler arası durumlarda, özellikle üçüncü ülkeye yerleştirme durumunda, çocuklar kültürlerini sıklıkla yetişkinlerden daha çabuk “kaybederler”.

Çocukların yeni bir çevreye alışma ve uyum sağlamak için doğal bir eğilimi vardır. Anadil çoğunlukla kaybedilen ilk şeydir, onunla birlikte çocuğun kimliğinin önemli bir parçası da kaybolur. Bu değişikliklerin uzun dönemli etkileri, çocuk ve ailesinin sığınma ülkesinde geçici olarak bulunup geri dönüşü bekleyip beklemedikleri veya üçüncü ülkeye yerleştirmelerine bağlıdır. Fakat her iki durumda da sonuç özellikle ebeveyn değişen şartlara uyum sağlamakta zorluk çekiyorsa ve ekonomik olarak etkin değilse çocuk ve ebeveyn arasında giderek büyüyen bir yabancılaşmadır.

Anadili korumak kimliği sürdürmek için önemli bir faktördür. Mülteci çocuklar kendi dillerini kullanmaya ve korumaya teşvik edilmelidir. Eğer mülteci çocuklar sığınma ülkesindeki ulusal okullara devam ediyorlarsa ve eğitim dili anadillerinden farklı ise, kendi anadillerini korumaları ve bu dilde okuma yazma öğrenebilmelerini sağlayacak özel şartlara ihtiyaç olacaktır.

Bu bilgiler 1994 yılında BMMYK tarafından yayınlanan “Mülteci Çocuklar Koruma ve Bakım Kılavuzu” adlı kitaptan alınmıştır

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir