Kadın Mültecilerin Yaşadıkları Sorunlar

Dünyanın her yerinde neredeyse aynı yoğunlukta kadınlara yönelik şiddet uygulamaları görülmekte ve kadınların maruz kaldıkları şiddet önemli bir sorun niteliğini taşımaktadır. Kadınlara yönelik şiddetin daha çok toplumsal cinsiyete dayalı olduğu görülmektedir. Uluslararası Af Örgütünün (UAÖ) verilerine göre 15-40 yaş arası birçok kadın kanser, trafik kazası, sıtma yerine toplumsal cinsiyete dayalı şiddet yüzünden ölmekte yada yaralanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü, her 3 kadından birinin yaşamı boyunca dövüldüğünü, cinsel ilişkiye zorlandığını yada taciz edildiğini bildirmektedir. Tüm dünyada kadın cinayetlerinin %70’i eşleri tarafından yapılmaktadır.

Afrika’da yoğun olarak kadın sünneti uygulamalarının olduğu bilinmektedir. Kadın sünneti,  bu uygulamanın olduğu toplumlarda, kadınların toplum tarafından dışlanmamaları ve baskıya uğramamaları için bir gereklilik olarak düşünülmektedir.  90 milyondan fazla Afrikalı kadın, kadın sünneti mağdurudur.

Silahlı çatışmalarda, savaşlarda, kadınların şiddete daha fazla maruz kaldığı ve tarafların üstünlük kurmak amacıyla kadınlara yönelik kabul edilemez baskılar uyguladıkları bilinmektedir. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre; her yıl iki milyon kadın ve kız çocuğunun ticareti yapılmakta, 60 milyon kız çocuğu kürtaj, bebek katli ve ihmal sonucu kayıp durumdadır. Sadece Bosna savaşı sırasında 20.000 Müslüman kadın ve Ruanda soykırımı sırasında 500.000 kadın tecavüze uğramıştır.

Kadınlara yönelik şiddetin yoğun olması ve bazı devletlerin kadınların insan haklarını korumada isteksiz olması, korumaması, savaş ve şiddet olayları dünyadaki kadın mülteci sayısının fazla olmasına neden olmuştur. Dünyadaki mülteci nüfusunun %70’ini kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır.

Mülteci kadınlar sığınma öncesi, sığınma arama sırasında ve sığınma ülkesinde cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmaktadır. Bu sebepten ötürü kadınların durumu hassastır ve özel korumaya en azından sığınma ülkesinde mevcut haklardan eşit bir biçimde yararlanmaya ihtiyaç duyarlar. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti engellemek için mülteci kadınlara 4 taahhütte bulunmaktadır. Bunlar;

  • mülteci kadınlara karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ele almak üzere ülke seviyesinde stratejiler geliştirmek,
  • mülteci kadın ve erkeklere kayıt süresince eşit katılım hakkı tanımak,
  • tüm yönetim komitelerinde ve diğer organlarda mültecileri kentte, kırsal bölgelerde ve kamp alanlarında BMMYK’ya karşı temsil eden mültecilerin %50’sininn kadın olmasını sağlamak ve
  • mülteci kadınların gıda ve gıda dışı malzeme dağıtımına doğrudan veya dolaylı katılımını sağlamak ve böylece bu malzemelerin kadın üyeleri tarafından yapılmasını sağlamak

Türkiye’de Durum

Türkiye’deki sığınmacıların büyük bir kısmını kadın ve çocuk sığınmacılar oluşturmaktadır. Kadın sığınmacılar, bazen eşleri ve/veya çocuklarıyla bazen de yalnız olarak sığınma aramaktadırlar. Sığınmacı kadınlar hassas ve risklere açık oldukları için korunmaya, daha doğrusu barınma ve ekonomik sıkıntıları aşabilmek, geçimlerini sağlayabilmek için desteğe ihtiyaç duyarlar. Türkiye’de ne yazık ki sığınmacı kadınlara yönelik ne eşleri ve/veya çocuklarıyla gelme durumlarında nede yalnız gelmeleri durumunda herhangi bir hizmet sunulmamaktadır. Sığınmacı kadınlar Türkiye’ye gelmelerinden itibaren kendi imkanlarıyla tehlikelere karşı koymak barınma, beslenme gibi ekonomi temelli sorunlarla başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Oysa ülkelerinden kaçmalarından ötürü sığınmacı kadınların durumu hassas olabilmekte ve Türkiye’de tehlikelere açık konumda bırakılmaları yaşamlarında kalıcı sorunlara neden olabilmektedir.

BMMYK’nın İşlevi

Avrupa dışından sığınma amaçlı Türkiye’ye gelen kadınların, sığınma başvuruları Birleşmiş Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Ofisi ve İçişleri Bakanlığı tarafından değerlendirilmektedir. Eğer sığınmacı kadın eşi ve/veya çocuklarıyla beraber başvurursa aynı dosyada durumları değerlendirilir ve karara bağlanır. Ancak sığınmacı kadın sığınma başvurusu için ayrı bir dosya açılmasını talep edebilir. Bu durumda sığınmacı kadının talebi BMMYK ve ilgili emniyet yetkilileri tarafından değerlendirilir ve gerekirse sığınmacı kadına ayrı bir dosya açılır. BMMYK’nın özellikle yalnız kadınların sığınma başvurularını daha hızlı sonuçlandırmaya çalıştığı bilinmekle beraber bu süre genellikle yeniden yerleştirme süresine kadar 2 yıldan kısa olmamaktadır. Bu süre dahilinde BMMYK’nın sığınmacı kadınlara sağladığı bir hizmet bulunmamaktadır. BMMYK düzensiz aralıklarla ilgili sivil toplum örgütleri ve devlet birimleriyle toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle ilgili toplantılar düzenlemekte ancak bu toplantılardan kadın sığınmacıların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete uğramamaları için henüz başarılı bir strateji geliştirilmiş değildir. BMMYK sığınmacıların bu toplantılara katılımını sağlamamaktadır. Türkiye’deki zorlu sığınma sürecinde BMMYK sığınmacılara sadece çok acil durumlarda bir sefere mahsus 102.00 YTL yardım yapmaktadır. Sığınma başvurusunda bulunan kişinin, mülteci statüsü kazanması durumunda mali yardım isteme hakkı vardır. Ancak bu mali yardımdan az sayıda mülteci faydalanabilmekte ve yardım miktarı çok yetersizdir (1 kişiye aylık 102.00 YTL 4 kişilik bir aileye aylık ortalama 200.00YTL). Ailesiyle veya yalnız olarak Türkiye’ye sığınan kadın sığınmacıların sorunları tahmin edileceği gibi oldukça fazladır.

Türkiye’de mülteci, sığınmacı kadınların yaşadıkları sorunlar çeşitlilik göstermektedir. Sorunların niteliği kadının yalnız veya kocası ve çocuklarıyla beraber olması veya aile reisi olması vb. değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Dikkat çekici unsur sığınmacı kadınların bütün durumlarda ciddi risklere açık durumda olduklarıdır. Sığınmacı kadınlar bütün sığınmacıların karşılaştıkları ekonomik, sosyal, psikososyal sorunların yanında cinsiyet ve toplumsal cinsiyet yüzünden çeşitli sorunlara maruz kalmaktadırlar.

Sorunlar

Aile İçi Şiddet

Kocası ve/veya çocuklarıyla sığınma arayan kadınlar genellikle zorlu sığınma sürecinde aile içi şiddete maruz kalmaktadırlar. Bunun en temel sebeplerinden biri sığınma süresinin uzunluğudur. Aile içi şiddet mağduru sığınmacı kadınlar bu şiddeti çocuklarına yansıtmaktadırlar. Aile fertleri, geleceği belirsiz bir durumda olmalarından ve mevcut şartlarda ekonomik ve sosyal sorunlar yaşamalarından ötürü şiddet uygulayabilmektedirler. Aile içi şiddet sığınmacıların sorunlarla başa çıkmalarını zorlaştırmakta ve psikososyal durumlarını iyice kötüleştirmektedir.

Adalete Erişememe

4320 Sayılı Aileyi Koruma Kanunu aile içi şiddeti engellemek için uygulanabilecek bazı tedbirleri belirtmektedir. Sığınmacı kadınlar da bu kanunda belirtilen haklardan yararlanabilir ve kanunda belirtilen tedbirlerle aile birliklerini koruyabilirler. Sığınmacı kadınlar maruz kaldıkları tecavüz, taciz, ayrımcılığa karşı adli mekanizmalara başvurma hakkına sahiptirler. Ne yazık ki her iki durumda da sığınmacı kadınlar adalete erişimle ilgili ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Bu sorunlar; dil, ayrımcılığa uğrama, durumunu raporlayamama, etkin bir koruma ve adli yardımdan faydalanamamadır. Dil sorunu özellikle sığınmacı kadının ilgili güvenlik birimlerine sorununu anlatabilmesi için hayati önemdedir. Ancak sığınmacı kadınların çoğu Türkçe’yi ya bilmemekte yada iyi konuşamamaktadır. Benzer şekilde aile içi şiddet durumlarında çoğu zaman güvenlik birimlerinin sorunun çözümünü aile fertlerine bıraktıkları ve adalete erişimleri için kadınlara kolaylık göstermediği bilinmektedir. Dil sorunun neden olduğu önemli başka bir sorun çoğu emniyet birimindeki tercümanların sığınmacı/mülteci olmasıdır. Bu durumlarda sığınmacılar özellikle taciz, tecavüz gibi olayları emniyete bildirmek konusunda isteksiz davranmaktadırlar. Sığınmacı kadınların, aile içi şiddet veya toplumsal cinsiyete dayalı şiddet yüzünden düzgün işleyen bir emniyet mekanizmasından geçtiklerini varsaydığımızda da ne yazık ki sorunların bitmediğini aksine önemli bazı sorunların hala olduğu görülmektedir. Sığınmacı kadınlar baroların adli yardım bürolarından, avukatların sığınmacılık alanına yabancı olması, dil sorunu ve adli yardım birimlerinin sağlıklı bir şekilde hizmet üretememelerinden ötürü yararlanamamaktadır. Bununla beraber aile içi şiddete veya toplumsal cinsiyete dayalı şiddete uğrayan kadınların korunması için etkin koruma mekanizmaları Türk vatandaşı kadınlar için bile çok yetersiz düzeydedir. Örneğin; tüm Türkiye’de SHÇEK’in son olarak toplam 400 kişi kapasiteli 20 Kadın Sığınma Evi bulunmaktadır. Kadınlara yönelik şiddetin yoğun olduğu Türkiye’de bu sığınma evleri hizmeti karşılamaktan oldukça uzaktır. Bu sebepten ötürü şiddete ve/veya tacize, tecavüze uğrayan sığınmacı kadınların sığınma evlerinden faydalanabilmeleri oldukça zordur. Zaten sığınma evlerinde tercümanın bulunmaması, sığınma evi çalışanlarının sığınma olgusuna yabancı olması sığınmacı kadınların sığınma evlerinde barınmalarını iyice güçleştirmektedir.

Ayrımcılığa Uğrama

Sığınmacı kadınlar özellikle hizmetlerden faydalanma konusunda, yabancı olarak değerlendirilmelerinden ve toplumsal cinsiyet yüzünden ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler. Bilindiği gibi sığınmacılar İçişleri Bakanlığının gösterdiği illerde ikamet etmek zorundadırlar. Söz konusu  iller çoğunlukla muhafazakar, az nüfuslu illerdir. Özellikle yalnız sığınmacı kadınlar bu illerde yerel halk tarafından toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalabilmekte, baskıya uğrayabilmektedirler. Yalnız sığınmacı kadınlar kiralık ev bulabilmek, toplumsal hayatta yer alabilmekle ilgili sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Aynı zamanda sığınmacı kadınlar hizmetlere erişme ve eşit şekilde faydalanabilme konusunda  ayrımcılığa maruz kalabilmektedir. Örneğin; bazı sığınmacı kadınlar İran İslam Cumhuriyetinden geldikleri için İslam karşıtı olarak değerlendirildiklerini ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından faydalanamadıklarını ve yerel halk tarafından baskıya maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Bazı sığınmacı kadınlar ikamet ettikleri uydu kentlerde örtünme gereği hissettiklerini belirtmişlerdir.

Kadın mültecilerin yaşadıkları sorunlar

Mülteci kadınların özel bir durum yaşadıklarını söylemek mümkün görünmektedir. Mülteci ve sığınmacı kadınlar, kadınlar açısından geçerli tüm göç nedenlerine ek olarak daha farklı nedenler yüzünden de göç etmektedir. Özellikle kendi ülkelerindeki ataerkil sistem ve yapıdan kaynaklanan güçlükler (şiddet, gelenekten kaynaklanan uygulamalar vb.), kadınların mülteci olarak göçüne yol açmaktadır. Buna ek olarak mülteci kadınlar göç ettikten sonra da ek birtakım güçlüklerle karşılaşmaktadırlar (Buz, 2007: 19).

Kadınlar da bütün sığınmacılar gibi, baskı zulüm ve korku içinde oldukları için kaçmaktadır. Ancak kadınlar, erkeklerden farklı olarak 1951 Sözleşmesi’nde özel olarak yer verilmeyen toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık, sosyal ve kültürel önyargılardan kaynaklanan baskı ve zulüm, geleneklerle ilişkili bedensel ve ruhsal sağlıklarını bozan zarar verici uygulamalar, cinsel istismar, cinsel şiddet, aile içi şiddet gibi esas olarak kadın olmalarından kaynaklı zulüm ve baskılardan kaçmak için de ülkelerini terk etmek ve başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalırlar (Akkaya, 2002;77; Odman, 1996: 2).

Kadın ve kız çocuğu ticareti ve kadınlara yönelik toplu tecavüz gibi cinsel saldırıların geçmişi çok eskilere uzanmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre her yıl iki milyon kadın ve kız çocuğunun ticareti yapılmaktadır. Bosna, Kamboçya, Liberya, Peru, Somali ve Uganda’da savaş esnasında yaşanan toplu tecavüz vakaları bilinmektedir. Örneğin sadece Bosna savaşı sırasında en az yirmi bin Müslüman kadının; 1994 Ruanda soykırımında ise beş yüz bin kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir. Sierra Leone’ de kendilerine anket uygulanan yerinden edilmiş ailelerinin de %94’ü tecavüz, işkence ve cinsel kölelik de dâhil olmak üzere, cinsel saldırılara maruz kaldıklarını bildirmişlerdir ( Mazlum-Der, 2005: 27).

Mülteci topluluklarından herhangi birinde, evlerinden uzaklaşmış olan insanların yaklaşık yüzde ellisini kadınlar ve kız çocukları oluşturmaktadır.

Kadınlar; evlerinin, ülkelerinin ve çoğu zaman da ailelerinin korumasından yoksun kalır ve savunmasız bir duruma düşerler. Sürgüne yapılmış uzun bir yolculuğun ardından yetkililerin kötü muamelesi yada kayıtsızlıkları ve sözde güvenli olan bir yere varmaları cinsel tacizi sürekli kılabilmektedir. Bazı kadın mülteciler, hemcinslerinden daha fazla korunmaya ihtiyaç duyarlar.

Mülteci kız ve kadınların erkek mültecilere kıyasla daha farklı ve özel koruma ihtiyaçları bulunmaktadır. Kız çocuklarının ve kadınların kullanılmaya, cinsel ve fiziksel istismara, sömürüye ve mal ve hizmetlerin dağıtımında ayrımcılığa karşı korunmaları gerekir.

Mülteci olarak yaşamlarının her aşamasında koruma sorunları mülteci kadınların peşini bırakmayabilir.

Mülteci kadınlar,

kaçışları öncesi ve esnasında fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara; sığınma ülkesinde fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara; eşlerinin istismarı ve terk etmesine; silahlı çatışmaya ve zorla askere alınmaya; cinsel sömürüye ve fahişeliğe zorlanmaya; kişi olarak tanınmamaya ve belge eksikliğine; ve/veya geri dönüşlerinden sonra fiziksel ve cinsel saldırı ve istismara maruz kalabilirler.

Mültecilik döngüsü içerisinde kadın ve kız çocuklarına yönelik cinsiyet / toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür.

Çatışma sırasında, kaçıştan önce:

•          İktidarda bulunan kişiler tarafından taciz edilme

•          Kadınların cinsel olarak işkence görmesi

•          “Askerler” tarafından cinsel şiddet uygulanması

•          Toplu tecavüz ve hamile bırakılma

•          Çatışma halindeki tarafların silahlı mensupları tarafından kaçırılma

•          Kaçış sırasında

•          Haydutlar, sınır muhafızları tarafından cinsel saldırı

•          İnsan tacirleri, köle ticareti yapanlar tarafından yakalanma

Sığınma ülkesinde:

•          Otorite sahibi kişiler tarafından cinsel saldırı,

•          Ailelerinden ayrı düşmüş kız çocuklara, bakici aile yanındayken cinsel taciz

•          Aile içi şiddet

•          Yakacak toplarken, su almaya giderken cinsel saldırı

•          Hayatta kalabilmek için cinsel ilişkiye zorlanmak/ zorla fuhuş

•          Sığınma ülkesinde yasal bir statü beklerken y da yardim ve kaynaklara erişmeyi beklerken cinsel taciz

Geri dönüş sırasında:

•          Kadınlara yönelik zararlı geleneksel uygulamaların tekrar başlatılması

•          Ailelerinden ayrı düşmüş kadın ve çocuklara yönelik cinsel taciz

•          İktidarda bulunan kişiler tarafından cinsel istismar

•          Haydutlar, sinir muhafızları tarafından cinsel saldırı, geri dönüşe zorlanma

Yeniden bütünleşme:

•          Geri dönenlere bir çeşit ceza olarak cinsel tacizde bulunmak

•          Yasal statüyü düzene sokmak için cinsel zorbalık

•          Kadınların karar alma süreci haricinde bırakılması

•          Kaynaklara erişiminin engellenmesi

Cinsiyete dayalı şiddete daha açık bu kişiler:

•          Refakatsiz ve tecrit edilmiş tek kadınlar,

•          Yalnız aile reisi kadınlar,

•          Cinsel şiddet kurbanı kadınlar,

•          Eşcinsel kadınlar,

•          Ruh sağlığı bozuk ve travmatik kadın mülteciler,

•          Refakatsiz kız çocuklar ve koruyucu aile bakımına verilmiş çocuklar,

•          Ve gözaltındaki veya benzeri durumdaki kadınlardır (Bu bilgiler BMMYK Türkiye Ofisi web sayfasından alınmıştır).

 

Kadın sığınmacıların çoğu Türkçe bilmemektedir. Mülteci kadınlar çoğunlukla ev içinde kalmakta, herhangi bir şekilde dışarı çıkamamakta ve bu nedenle hem Türkçeyi öğrenememekte hem de yaşadıkları ortamı tanıyamamaktadırlar (Mazlum-Der, 2005;60). Bu durum kadın sığınmacılar açısından zor bir durumdur. Kendilerini ifade edemediklerinden birçok problemlerle karsılaşabilmektedirler.

Kadın sığınmacıların %86,5’ i Türkiye’de çalışmamaktadırlar. Aslında Türkiye’deki mevzuatın getirdiği sınırlamalar nedeniyle erkek sığınmacılar da çalışamamaktadırlar. Kadın sığınmacıların çalışmama nedenleri arasında onların zaten kendi ülkelerinde de çalışmıyor olmalarının yanı sıra, dil sorunu, yasal sorunlar, kültürel yapı gibi faktörler de rol oynamaktadır. Çalıştığını ifade eden kadın sığınmacılar ise çoğunlukla temizlik işine gittiklerini belirtmektedirler. Çalıştığını belirten kadın sığınmacılar, genellikle düşük ücret aldıklarını, kimi zaman da çalışma ücretlerini hiç alamadıklarını ifade etmektedirler (Mazlum-Der, 2005; 62).

Türkiye’ye geldiklerinde mülteci kadınlar çoğunlukla kaygı, daha sonra sırasıyla huzur, korku, öfke, güven duygularını hissettiklerini belirtmişlerdir. Türkiye’ye geldiklerinde hissettikleri kaygı ve korku hissi daha çok gelecek endişesi ve belirsizlikten kaynaklanmaktadır. Bunun yani sıra dil bilmeme, sınır dışı edilerek menşei ülkesine gönderilme gibi nedenler de bu duygulara yol açmaktadır. Örneğin; İranlı sığınmacılar, çoğunlukla insan kaçakçılığı yapan kişiler aracılığıyla Türkiye’ye girdiklerini ve uzunca bir süre durumlarının ne olacağını bilememekten kaynaklanan korku ve kaygı dolu bir dönem yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Ayrıca sığınmacı kadınlar aile içinde çatışmalar yaşadıklarını belirtmişlerdir. Bunun nedenlerinden biri ekonomik sorunlardır. Ayrıca yasal statülerinin belirsizliği, gelecek kaygısı, iş bulamama gibi nedenler de aile içi çatışmaya sebep olmaktadır. ,

Aile içi çatışma ile birlikte şiddet gördüğünü belirten kadınlar da bulunmaktadır. Ancak bu kadınlar, çoğunlukla eşlerinden şikâyetçi olmamakta ve bu durumu gizlemektedirler. Çoğu zaman da şikâyetçi olmalarının kendilerinin menşei ülkelerine iade edilmelerine neden olabileceği kaygısını taşımaktadırlar (Mazlum-Der, 2005; 65).

Özellikle İranlı kadın sığınmacılar yerel halk tarafından dışlandıklarını, kendilerine karşı önyargılı ve tepkili olduklarını, dışlayıcı bir tavır sergilediklerini belirtmektedirler. Özellikle doğuda erkeklerin kendilerine olumsuz bir gözle baktıklarını, sözlü ve fiziksel tacizlere uğradıklarını belirtmişlerdir. Bu nedenle dışarı pek çıkamamakta ve bu yüzden de Türkçe’yi öğrenmeleri daha da zorlaşmaktadır.

Yaşanılan mekâna bağlı olarak gelişen hastalıklar, sağlık problemleri içinde en basta yer almaktadır. Bunlar arasında rutubete ve soğuğa bagli olarak üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ve romatizma gibi hastalıklar en fazla görülmektedir. Psikolojik hastalıklar, depresyon, anksiyete gibi hastalıklar da içinde bulunulan ortama bağlı olarak gelişebilmektedir. Sığınmacı kadınlarda ayrıca sürekli ev içerisinde kalmış olmalarından kaynaklanan bir takim psikolojik rahatsızlıklar da ortaya çıkabilmektedir ( Mazlumder 2005; 67)

Yararlanılan Kaynaklar;

-Akkaya, A. (2002). Mülteci Kadınlar ve Sığınmacı Kadınlar. Toplum ve Hukuk Dergisi, 2 (4) 75-83

-Buz, Sema, “Kadın ve Göç İlişkisi: Sığınan ve Sığınmacı Kadınlar Örneği” Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2007

-Yılmaz, Halim, “Mülteci Kadınlar ve Uluslar arası Koruma”, Türkiye’deki Geçici Sığınmacı  Kadın ve Çocukların Psikososyal Durumlarının Tespiti ve Yaşam Koşullarının İyileştirilmesi  İçin Çözüm Önerileri, Mazlumder, Ankara 2005

-Odman, Tevfik, Kadın Mülteciler. Ankara. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi Yayınları No:19, Ankara 1996

-Türkiye’deki Geçici Sığınmacı Kadın ve Çocukların Psikososyal Durumlarının Tespiti ve Yaşam Koşullarının İyileştirilmesi İçin Çözüm Önerileri, Mazlumder, Ankara 2005

www. unchr.org.tr

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir