Bitmeyen Mültecilik: Bıktım Artık Gitmek İstiyorum

01sen“Yepyeni başlangıçların

daimi karanlığın

doruklarında”

 

A.H. Reynolds 

Her mültecinin hikayesi geri dönüşü olmayan bir yolculukla başlar. Bu yolculuk, bir tercih, seyahat değil; başka sınırlara, bilinmeyen, tehlikeli yollardan uzanan bir kaçış, başka bir dünyaya açılan kapıdır.

Bir zamanlar belirsiz, başkalarına ait bir yaşantı olarak görünen mültecilik, bu kaçışla hayatı çepeçevre saran bir gerçeklik oluverir. Artık sınırlar ve sınırlara hapsedilmiş hayatlar, evler ve mekanlar anlamsızlaşıp başka bir dünyanın gerçekliği hissedilir, yaşanır. Ne nasıl kaçılacağı önemlidir ne de bundan sonra nelerin yaşanacağı. Nasılsa kendine has gerçeklikleri olan bu hayat, bir bilinmeze doğru alınan yoldur.

Her mülteci, bu zorlu süreçte büyük sorunlar yaşar. Ama kadın ve çocuk olmak daha çok sorun ve daha çetin bir mücadele anlamını taşır. 13 yıldan bu yana mülteciliğin çetin mücadelesini ‘hakkıyla’ verenlerden biri Bahar.

Bahar ‘kaçakçılar’ nezaretinde Van’a ulaştığında kendini güvende hissediyor olmanın huzuruyla Birleşmiş Milletler’e (BM) başvurup beraberinde Türkiye’ye kaçan insanlarla Avrupa’ya uzanan yolculuğa devam etmek istemedi. Avrupa hayaliyle yola devam edenlerin Türkiye’de yakalanıp, hayatlarına mal olup olmayacağına bakılmaksızın ülkelerine geri gönderildiğini öğrendiğinde şanslı olduğunu düşünmüştü.

Artık ölüm korkusu yaşadığı ülkesinden uzaktaydı ama bu yalnız kadın olmanın zorluklarından kurtulması anlamına gelmiyordu. Aksine ‘yabancı’ olduğundan, bir tanıdığı, bir desteği olmadığından kadın olmanın zorluklarını fazlasıyla yaşayacağı anlamına geliyordu. Buna karşın ne pahasına olursa olsun ayakta kalmaya, umudunu bağladığı BM’nin onu mülteci olarak kabul etmesini, ona yardımcı olmasını beklemeye kararlıydı.

Bahar başlarda Birleşmiş Milletler’in ismini bile telaffuz edemeyip adresini “devlet-i yabancı nerede” diye soruyordu. Ama yıllarca bekletildikten sonra BM’nin ismini telaffuzdan ötesini, neredeyse bütün ofis çalışanlarını tanır, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) prosedürünü iyice bilir hale gelir. Yalnız bir kadın olmasının BMMYK’nın ona yardımcı olmasını kolaylaştıracağı düşüncesi, yılları bulan ve retle sonuçlanan mültecilik başvurusuyla değişir. Ama altı yılın sonunda BMMYK tarafından mülteci olarak kabul edilmesi (daha doğru bir ifadeyle kendini mülteci olarak kabul ettirmesi) başka bir ülkeye gönderilme anlamı taşıyan yeni bir başlangıç olur. Mülteci olarak kabul edilmesinin ardından kıt kanaat geçindiğine de BMMYK yetkililerini ikna ederek bugün itibariyle aylık 190 TL olan yardımı da alması onu heyecanlandırır.

Yıllarca beklemeye alışkın olsa da artan sorunlar ve bitmeyen bekleme süreci bir taraftan hayatından yılları çalmakta diğer taraftan onu güçsüzleştirmektedir. Böylesi bir zamanda yaşadığı beraberlik onun için ülkesinden uzakta bulduğu bir destek anlamını taşıyorsa da karşısındaki için bir yabancıyla yaşanan gizli ve istediğinde sonlandırılabilir bir ilişki anlamını taşıyordu.

Öyle de olur. Bahar’a, yaşadıklarına bir destek olarak gördüğü ilişkiden geriye bugün beş yaşında olan ikiz çocukları kalır. Her ne kadar bu durum artık üç kişilik bir mücadele anlamına geliyorsa da aynı zamanda Bahar’ı hayata bağlayan bir durum olur.

Bahar ve çocukları, Van’da yaşıyor olmalarından dolayı rutinleşen sorunlarına ek olarak doğanın da karşılarına çıkardığı zorluklarla mücadele etmek durumunda kalır. Van’da meydana gelen iki depremi çocuklarıyla yaşayan Bahar için depremin yaralarının sarıldığı söylemi bugün için bile bir anlam taşımıyor. Çünkü Bahar ve çocukları yaşanan zorluklara ek olarak halen 20 metrekareden oluşan konteynırda barınıyor. İki buçuk yıl konteynırda barınmak kolay olmasa da sağlıksız yaşam koşullarına, dört ay elektriksiz kalınmasına, türlü zorluklara rağmen yokluklarıyla bir düzen oluşuyor zamanla

Bunca şey yaşanınca artık zorlukların da dinlenmeye çekilmesi, insanı biraz rahat bırakması gerektiğini düşünüveriyor insan. Ama Bahar’ın hayatı zorluklarla örülü bir mücadelenin hikayesidir. Zorluklar, sorunlar dinlenmeden, yorulmadan hayatından alacaklarını alıp götürmeye niyetlidir.

Bir ay önce gittiği muayeneyi rutin bir kontrol olarak düşünse de meme kanseri olduğunu öğrenir. Yalnız başladığı bilinmez yolculuğunda ameliyat olması gerektiğinde çocuklarını bırakacak bir yakını olmadığından valilikten yardım isteyip çocukları “çocuklarımı bıraktığım için içim yanıyor” diyerek kendine gelebileceği zamana kadar yurda bıraktı. Kendini iyi hisseder hissetmez ilk işi, çocuklarını yurttan alıp küçük hediyeleri bıraktığı konteynırın kapısına dayanmak olur.

13 yıldan bu yana onca zorluğa göğüs geren Bahar eskisi gibi dirençli değil. Artık başına musallat olan hastalıkla mücadele edecek mecali bile kendinde görmeyip tedaviye devam etmiyor. Bahar, muhtemelen Türkiye’de en uzun süre kalan mülteci. En azından “ne halin varsa gör” anlamına gelen bir “kaderine” terk edilmişliği bu kadar uzun yaşayan bir mülteciden haberdar değiliz.

BMMYK’nın görevi mültecileri korumakken BMMYK’ya hemen her gidişinde “yapılacak bir şey yok, bekleyeceksin” denmesi Bahar’ı BMMYK’ya gidip derdini anlatmaktan da alıkoydu. Bahar, aylardır BMMYK’ya gitmedi. Neredeyse bütün ötekileştirme ve ezilmeleri bir arada yaşayan Bahar’ı en çok yıpratan şey BMMYK’nın kendi norm ve kurallarına da aykırı bir şekilde onu 13 yıl bekletmesi oldu.

İlkin BMMYK’nın kendisine yalnız bir kadın olmasından, sonrasındaysa iki çocuğuyla üç ‘incinebilir’ mülteci olmalarından dolayı daha fazla kolaylık sağlayacağını düşündüyse de bu gerçekleşmedi. O herhangi bir mültecinin başka bir ülkeye yerleştirilme sürecinin üç katını Van’da zorluklar içerisinde geçirdi. Evet, ülkesinden kaçmak zorunda kaldığında bir bilinmeze yol aldığını biliyordu. Ama bu bilinmezin hayatının 13 yılını belirsizliğe boğacağını bilmiyordu.

Bahar “Benim durumum diğer mültecilerden çok daha kötü. Onların bir desteği, akrabası, yakını, ailesi var. Çocuklarına bakan, kiralarını karşılayan var. Ama benim durumum öyle değil, bıktım, artık gitmek istiyorum” dese de umutsuzca beklemeye devam ediyor. 

Not: Bu yazı BİANET sitesinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir