Katliamın sesi

1katliamin-sesiİnsanlığın doğuştan sahip olduğu haklardan söz edebilir miyiz? İnsanın doğuştan sahip haklar Şengal halkı için hiçbir şey ifade etmiyor. Uzun bir süredir Şengal dağındayız.

 

Şengal köyleri ve ilçeleriyle çevrili bu dağ, tarihin derinliklerinde kalmış bir ses barındırıyor. Nereye gitsek, dikkatimizi nereye yönlendirsek de bu sesi sürekli duyuyoruz. Sulak’ta, Cidali’de, Şerfettin’de her yerde bu ses kulağımızı tırmalıyor. Bu ses birçok insanın aşina olmadığı gizemli bir ses. Bu ses yetmiş üçüncüsü gerçekleşen katliamın sesi.

Yüksekliği 720 metre, uzunluğu 72 km olan bu dağ, tarihten günümüze kadar Ezidi halkını savunma rolünü üstlendi. Kuzeyine Sinune ilçesi, güneyinde ise Şengal merkezinin olduğu bu dağ son İŞİD saldırısında da Ezidi Kürt halkının sığınağı oldu.

İŞİD’in elinden kaçan insanlarla görüşüyoruz. Aileleri ellerinde oldukları için kameraya konuşmak istemiyorlar. Konuşurlarsa hepsini katledeceklerini söylüyorlar. Onları fazla zorlamadan kayıt cihazlarını ortadan kaldırıyoruz. Anlatacaklarını sabırsızlıkla dinlemeye başlıyoruz. Dillerinden dökülen her kelime bizi derinden yaralıyor. Bir yandan yaşananlar için derin üzüntü duyuyoruz, bir yandan da anlattıklarını belgeleyemediğimiz ve kitlelere taşıramadığımız için hayıflanıyoruz. Hiçbir kitapta yer almayan, hiçbir yerde yaşanmamış vahşet uygulamalarını anlatıyorlar. Anlattıklarına katliam bile demek zor. Katliam olsaydı İŞİD çeteleri Şengal’e girer önüne geleni öldürürdü. Bu insanların anlattıkları ise katliamdan çok bir vahşet uygulaması.

İnsanlık bunun adını nasıl koyacak bilemiyorum ama Şengal’de yerlere atılan kadın, çocuk, yaşlı cesedinden çok insanlık onuru oldu. En çok da kendisini özgürlüklerin ve demokrasinin teminatı olarak gören batı ideolojisi oldu. 2014’teki Şengal katliamı insanlığın anlına sürülmüş kara lekedir.

Bizi birbirlerine hediye ediyorlardı

“Bizleri kadın, kız çocukları, erkek, diye gruplara ayırdılar. Yine genç kadın ve kız çocuklarını güzel, çirkin diye iki gruba ayırdılar. Kendilerine göre güzel olanlarını kendileri için ayırdılar, diğerlerini de köle pazarlarında satmak için götürdüler. Kendilerine ayırdıkları kız çocukları ve kadınları tek tek evlere kapattılar. Çete üyeleri bu evlerde bunlara tecavüz ediyordu. Bunu da evlilik adı altında yapıyorlardı.” Bunlar 16 yaşındaki X.C. anlattıklarının küçük bir bölümü. Yine F.B ve E.A.’nın anlattıkları yüreği taştan olan insanları bile sarsacak cinsten: “Bizi beşer gruplar halinde evlere kapattılar. Zorla Müslüman yaptılar. Müslümanlığa geçmeyenleri öldürdüler. Bizleri kendi emirlerinden satın alarak birbirlerine hediye ettiler. Genelde on üç, on dört yaşındaki çocukları tercih ediyorlardı. Geriye kalanları ise Araplara satıyorlardı.” Çok fazla intiharın yaşandığını belirtiyor genç kadınlar. Gözlerinin önünde intiharların ve infazların yaşandığını belirttiler. Yine kaçmayı başaramazlarsa kendilerinin de intihar edeceklerini anlatıyorlardı.

Ezidi Kürt halkının yaşadıklarının adını koymak zor

Ezidi Kürt halkına bunları yaşatan İŞİD çeteleri insanlığın bir sapmasıdır. Adını koyamayacağımız cinsten vahşet uygulamaları. Vahşet kelimesi bile bunun yanın da az kalır. Binlerce Kürt kadını Arap pazarlarında satılıyor. Yine Sulak’ta açlıktan ölmüş, vurularak öldürülmüş genç, yaşlı, çocuk cesetleri sokak ortalarında arabaların altın da yol kenarında duruyordu. O kadar çok vardı ki bu cesetleri toprağa gömmek dahi çok zor bir işti. Köylüler kendi imkanlarıyla üzerlerine taş atarak saklamaya çalışmışlardı.

Sulak’ta karşılaştığımız manzara cesetlerle dolu bir köydü. Yine köye gittiğimiz sırada yirmiye yakın yaşlı kadın bir evde duruyorlardı. Çok ilginç ve trajik bir görüntüydü. Yaşlı kadınların kaldıkları evin hemen on metre yanında yaşlı bir kadın cesedi ahırın ortasında öylece duruyordu. Yaşlı kadına ait cesedi görüntülemek için ağzımı sıkıca kapatmama rağmen kokudan dolayı görüntüleyemedim. Dört defa deneme girişimim başarısız oldu. Çok ağır bir kokuydu ve hemen yaşlı kadınların on metre yakınındaydı. Cesedi görüntülemeyi bırakıp yaşlı kadınların bulunduğu eve tekrar yöneldik. Bu sefer evin hemen ön tarafında bir arabanın yanında bulunan yaşlı bir erkek cesedine rastladık. DAİŞ’e biat etmediği için önce bir dizine kurşun sıkmışlar daha sonra diğer dizine en sonda alnına bir kurşun sıkıp yaşamına son vermişler. Yine biraz yukarılarda yaşlı bir adamın cesedi bulunuyordu.

Yaşlı kadınların kaldığı ev cesetlerle çevriliydi. Her yerden ağır ceset kokuları yükseliyordu. Buna bir de topluca ölen hayvan leşleri eklenince hava katlanılamaz derecede ağırlaşıyordu. Taş mezarlarla dolu bir yol Sulak’ta kaldığımız iki gün boyunca ağır kokularda dolayı yemek yiyemedik.

İki gün Sulak’ta kaldıktan dönüş yolculuğuna başladık. Yolumuz taşlarla kapatılmış insan cesetleriyle doluydu. Bir tanesinin yanına yaklaştığımızda bir akrabasının taşları öptüğünü gördük. On altı yaşında bir genç kadın cesediydi. DAİŞ çetelerinden kaçarken doçka ile sırtından vurulmuş. Akrabasından cesedi açmasını istedik. Birkaç girişim de bulunmasına rağmen ağır kokudan dolayı taşları kaldıramadı. Baktım olacak gibi değil kamerayı akrabasına vererek kendim açmaya başladım. Taşlar yavaş yavaş kalkarken gözümüzün önüne zayıf, sarı saçlı bir genç kadının görüntüsü geliyordu. Yapabilecek hiçbir şeyimiz yoktu. Genç kadın cesedini taş mezarda bırakarak uzaklaşmak zorunda kaldık.

Bana kurşun sıkma diyen haykırış

Şengal dağına doğru yola çıktık. Dağda İŞİD’in elinde bulunan akrabalarını bekleyen birçok insan vardı. Kimi eşini, kimi kızını, kimi kardeşini, kimileri bütün ailesini küçük bir umutla bekliyordu. Şengal dağına dağılmış, küçük gruplar halinde derme çatma çadırlarda yaşamaya çalışan Ezidi Kürt halkının trajedisine yeni trajedi ekleniyordu.

Küçük çadırlarda aile olarak kalan Şengal’liler sürekli hastalıklarla yüz yüze. Aşırı su kaybı, geceleri aşırı soğukluklar ve buna karşı direnmek için gerekli malzemelerin olmayışı Ezidi Kürt halkına yeni sorunlar getiriyor. Çocuk ve yaşlı nüfusun ağırlıkta olması hastalıkların hızlı yayılmasında etkili oluyor. Yine yaşadıkları travma gözlerinin önünden ayrılmıyor. Hiçbir zaman unutamayacağım bir tepki aklımdan çıkmıyor. Küçük bir kız çocuğuydu altı yaşlarında falan. Elinde küçük bir su matarası çadırına su taşıyordu. Bu görüntüyü kaçırmamak için kamerayı hemen açıp küçük çocuğa doğru yönelttiğim sırada “bana kurşun sıkma” diye çığlık atmaya başladı. Küçük çocuk kamerayı silah sanarak hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Susturmak için bütün çabalarımız nafileydi.

Şengal halkını zorlu bir kış bekliyor

Şengal halkı şimdi Şengal dağında kışa hazırlanıyor. İŞİD katliamından sonra bir doğa kıyımının yaşanmaması için acil yardımlara ihtiyaç var. Ne insan hakları savunucusu olduğunu söyleyen BM den, ne de AB’den herhangi bir yardım bu dağlara ulaşmış değil. Rojava kendi kısıtlı imkanlarıyla Ezidi Kürt halkını hayatta tutmaya çalışıyor. Yine Şengal dağına dönüşler yaşanıyor. Duhok’a, Zaxo’ya Güney Kürdistan’ın farklı yerlerine göç eden Ezidi Kürt halkı, kötü koşullardan dolayı toprakların geri dönüyorlar. Bu da beraberinde yeni sorunlar yaratıyor. Artan nüfus yardımların aciliyetini daha da artırıyor.

Dilşer ERNESTO / ANF

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir