Yaşar Kemal’in yeni bir yaşam hikayesi: Çıplak Deniz Çıplak Ada

1senarBir Umut Adası Hikayesi (III)

Evet, Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesi savaşların, yıkımların, sürgünlerin kitabı. Ama savaşlara, yıkımlara, sürgünlere rağmen Rum’u, Kürdü, Alevi’si, Türk’ü, Yörük’ü, Çerkez’iyle… süren kardeşliğin, birlikte yaşamı yeniden inşa etmenin hikayesi, kitabı.

 

Büyük ozan Yaşar Kemal’i yakın bir zamanda kaybettik. Yaşar Kemal’in ölümünden önce kaleme aldığı son kitap dizisi dört kitaptan oluşan Bir Ada Hikayesi idi.Hem Yaşar Kemal’i anmak hem Bir Ada Hikayesi üzerine yazdığım yazıları tamamlamak üzere serinin son kitabı ve Yaşar Kemal’in son yazdığı kitaplardan biri olması dolayısıyla ayrı bir öneme sahip olan ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ üzerine bu yazıyı paylaşmak istiyorum.  

Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin son kitabı ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ Kerim’in Karınca Adasına doğru kürek çekmesiyle başlar. Kerim kayıkta yalnız değildir; yanında Peri de vardır. Kerim ve Peri(han) Poyraz Musa’nın düşmanı olan Arap şeyhinin adamlarıdır. Bundan anlayacağımız üzere Arap şeyhinin Poyraz Musa’yı öldürme çabası devan etmektedir. Kerimle Perihan Karınca Adasına giderek Poyraz Musa’ya ulaşma gayretindedir. Ama Nişancı Veli’den duydukları korku yüzünden bir türlü adaya gidememektedirler. Adaya her yaklaştıklarında nişancı Veli’nin beliriveren karartısı bile onları adadan uzak tutmaya yetmektedir.

Kerim ile Peri Karınca Adasına gidemeyince oraya yakın başka bir adayı keşfederler. Bu bir süreliğine de olsa ölme, öldürme korkusundan uzakta çiçekler, serin pınarlar ve ot yığını yatak üzerinde günlerce süren sevişmelere vesile olur. Ama yiyeceksiz günlerin sayısı artıkça serin pınarın suları ne sevişmelere ne de yaşamaya yeterli gelir. Bundan dolayı bir gün Kerim ile Peri(han) yorgun, bitap bir halde bindikleri kayıkta kendilerini karınca adasında buluverirler. Onları karşılayan ise korkulu rüyaları olan Nişancı Veli’dir. Fakat Nişancı Veli onları çok iyi karşılayan ve onları Poyraz Musa’nın evine yerleştiren kişi olur. Büyük bir merakla Kerimle Perihan’a ne olacağını, adada nelerin yaşanacağını okumak istesek de bunun için kitabın sonunu beklememiz, Poyraz Musa’nın düşmanı Arap şeyhiyle ilgili haberin gelişine kadar sabretmemiz gerekiyor.

Kerimle Perihan’ın adaya gelişiyle adadaki yaşananları okumaya başlıyoruz. Ama artık hikayenin başat karakterleri değişmişe benzemektedir. Daha önce odakta Poyraz Musa’yı, yaşadıklarını ve Zehraya olan aşkını görüyorken bu kitabın büyük bir bölümünde Musa Kazım Ağaefendi’yi ve Melek Hatun’a duyduğu sevgiyi okuyoruz. Sonrasında ise Hıristonun hikayesini uzun uzun okumaya başlıyoruz. Kitabın sonlarına doğru ise adadaki yaşamın nasıl şekillendiğini okuma fırsatı buluyoruz. Daha önceki kitaplarda yer alan karakterleri ara ara okumak mümkün olsa da bu karakter arka planda görünmektedirler.

Kitapla ilgili en ilginç olan noktalardan biri, serinin son kitabı olması dolayısıyla adada nasıl bir yaşamın hayat bulacağı merakı ortada dururken Musa Kazım Ağaefendinin Girit’e olan özleminin, Girit’e dönme çabasının, Melek Hatuna duyduğu sevginin ve savaş, sürgün, yıkımlar üzerine duygu ve yaşamların yoğunlukla işlenmesidir.

Musa Kazım Ağaefendi yaşadığı sürgünle ilgili şunu söyler: Bir şakadan başka bir şey değildir muhacirlik. Hiçbir biçimde bunun ne olduğunu bilemiyorum, inanılmaz bir umutsuzluğa düşüyor ölüp diriliyorum. Ya bu sürgünlük sonuna kadar sürdürülürse bu insan soyunun en büyük, en korkunç savaşı, en bağışlanmaz, işkencesi zulmü olmaz mı?

Yaşanan sürgün iki taraflıdır. Nasıl ki Musa Kazım Ağaefendi atlarından, ağlarından, yurdundan edildiyse öte tarafta da atlarına Kazım Bey gibi düşkün, atlarıyla yarım saat vedalaşan ve atlarına bakılması için bir yıllık parayı bakıcıya bırakan Elia Efendi de yurdundan edilir. Kazım Ağaefendinin sitemi sade ve anlaşılırdır: Bu dünya çürümüş bir dünyadır. Ben ne yaptım ki insanlara beni yurdumdan yuvamdan ettiler, ağlarım, atlarım mor menekşe bahçeli konağım kaldı”

Ali Çavuşun sürgün ve savaşlar üzerine söyledikleri de dikkat çekicidir: Ne kadar genç öldü, ne kadar. Savaştan geri kalanlar da iflah olmazlar. Bizim de yüreklerimizde ne kadar acı var, ne kadar acı. Ne kadar utanç var içimizde ne kadar.

Çıplak Deniz Çıplak Ada kitabında Hıristo’yu tanıma ve hikayesini okuma fırsatı buluyoruz. Yunanistan’a sürgün edilmemek için saklanan Hıristo, tanınan, oradaki insanlar üzerinde büyük emekleri olan, namı yürüyen biridir. Hıristo’nun gitmediğini gören Karadenizliler, söyleyeceklerini Adem aracılığıyla ifade ederler: Gitmediğine çok sevindik. Sen bizim gözbebeğimizsin sen olmasan çoluk çocuğumuz hepimiz ölecektik, hem de açlıktan ölecektik… Senin yüzünden her birimiz bir balıkçı oldu. Her birimizin bir teknesi oldu. Bütün denizleri sen bize öğrettin. Çift sürmesini de, keçi beslemesini de sen bize öğrettin, süt içmesini de yoğurt yemesini de. Dünyada ne varsa hepsini senden öğrendik. Türkü söylemesini de … insanlığı da senden öğrendik”.

Hıristoyla ilgili söylenenler bize Yaşar Kemal’in hemen hemen bütün kitaplarında yer bulan “en”li (en iyi nişancı, balıkçı…) karakterleri hatırlatmaktadır. Bu karakterler genelde güçlü ve başarılıdır. Ama bu sadece onlar için bir güç ve başarıyla sınırlı değildir. Bu aynı zamanda güçlü olan iyilerin gücü elinde tutan kötülere karşı verdikleri mücadele ve kurdukları yaşamda sıradan insanlara güzel bir hayatı yaşama şansını vermesinin başarısı ve gücüdür. Ama özellikle vurgulanmasında yarar olan taraf Yaşar Kemal’in işlediği karakterleri, kişileri çok başarılı biçimde şiirleştirmesi, efsaneleştirmesine karşın gündelik hayattan koparmaması, onları sıradanlıkla, bir insan gibi resmedebilmesidir.

Adadaki düzenin hayatın nihai halini kitabın son yirmi sayfasında ve Yaşar Kemal’in detaylı ve efsaneleştiren anlatımı yerine olabildiğine sade bir anlatımla okuyoruz. İki oğlunun yolunu gözleyen ve kimi zaman öldüklerine kimi zamansa o öldükten sonra adaya geleceklerine inanan Lena’nın hikayesini, Poyraz Musa’nın düşmanı Arap şeyhiyle ilgili haberi, Şerife hatunun kökboya halı ve kilimlerinin ve adadaki değirmenlerin akibetini… okumak bu sayfalarda mümkün oluyor. Üç gün süren ve Giritteki düğünlerden daha şanlı şöhretli olması istenen ama “bu adadaki fakir fukaranın içinde böyle bir düğün görkemli değildir” itirazı üzerine adadaki kardeşliğe uygun biçimde Dengbej Uso, Kürt halayı, Erzurum halayı, Karadenizlilerin halayı, Alevilerin halayıyla renklenen düğünü de son sayfalarda okuyoruz.

Evet, Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesi savaşların, yıkımların, sürgünlerin kitabı. Ama savaşlara, yıkımlara, sürgünlere rağmen Rum’u, Kürdü, Alevi’si, Türk’ü, Yörük’ü, Çerkez’iyle… süren kardeşliğin, birlikte yaşamı yeniden inşa etmenin hikayesi, kitabı. Hem yıkımın hem yaşamın hikayesi. Daha doğru bir ifadeyle yıkımların, savaşların, sürgünlerin üzerine inşa edilen kardeşçe yaşamın, umudun hikayesi.

Yaşar Kemal’in anısına hasretle, sevgiyle

Diğer yazılar:

Bir umut adası hikayesi ( I )

Bir umut adası hikayesi ( II )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir