“Yavaş yavaş ölmektense…” Afganistanlı bir mülteciyle röportaj

Mültecilerin “ölüm” yolculuğu üzerine Afganistanlı bir mülteciyle röportaj

Hemen her gün Avrupa’ya ulaşmaya çalışan sığınmacıların yürek burkan hikayelerine tanıklık ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde ölümü yaşadığı sefaletin çaresi olarak görüp, cennette istediği kadar yemek yiyeceğine inanan Suriyeli çocuk mültecinin vasiyetini okumanın kahrını yaşadık. Öncesinde mülteci dramının sembolü olarak değerlendirilebilecek Alan Kurdi’nin sahile vuran cansız bedenini görmüştük. Ve şu günlerde lastik bot battığında ağırlık yapmaması için saçları kesilen Afganistanlı sığınmacı çocuğun hikayesini okuyoruz. Nedir bütün bu yaşananlar, mülteciler neden bile bile ölüme gidiyor? 

2015 yılı göç ve sığınma açısından önceki yıllardan farklı bir anlam ve önem taşıyor. Büyük bir mülteci hareketliliğinin yaşandığı 2015, hem daha çok mültecinin ölümüne hem sınırların değersizleşip, aşılmasına tanıklık etti. Elbette sınırların aşılması büyük bir mülteci akınıyla mümkün oldu. Yaşanan büyük göç hareketi ve etkisi dolayısıyla artık birçok kişi mülteci konusuna kafa yoruyor. Ve  yine gözden kaçan, cılız bir şekilde kulak verilen mültecilerin sesi oluyor. Multeci.net sitesi olarak temel amaçlarımızdan biri mültecilerin sesine kulak vermek. Bu nedenle Avrupa yolunda ölenleri ve Avrupa’ya ulaşanlarıyla mültecilerin durumunu, neden bile bile ölüme gittiklerini, AB-Türkiye ilişkilerini ve insan kaçakçıları hakkında ne düşündüklerini, 6 yıldan bu yana Türkiye’de yaşayan Afganistanlı bir mülteciye sorduk.

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) 2013 yılından bu yana Türkiye’ye sığınan Afganistanlı sığınmacıların mültecilik başvurularını değerlendirmeye almıyor ve onları üçüncü bir ülkeye yerleştirmiyor. Bu duruma tepki gösteren ve seslerini duyurmak üzere BMMYK Ankara ofisi önünde 53 gün eylemlerini sürdüren Afganistanlı sığınmacıların durumuyla ilgili ne yazık ki herhangi bir değişiklik gerçekleşmedi. Artık şu günlerde Suriyelilerden sonra Avrupa’ya giden en büyük grubun Afganistanlılar olduğunu biliyoruz. Bu röportajı Afganistanlı bir mülteciyle yapmamız bu durumdan kaynaklanmaktadır.

“yoğun bir göç hareketi olunca zaten sınırlar dayanamadı, açıldı”

Sınırlarını sıkı sıkıya koruyan Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mülteciler hep vardı. Fakat bu yıl diğer yıllara nazaran daha yoğun, kitlesel düzeyde bir göç hareketi gerçekleşti. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Evet, daha önce de bu yollara başvuran, tehlikelere rağmen yola çıkanlar vardı.  Ama yollar çok açık değildi. Daha önce, yani 2-3 yıl önce mülteciler Yunanistan’ın adalarına ve devamında başkent Atina’ya gidiyordu. Oradan ya Bulgaristan ya da İtalya üzerinde Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyorlardı. İtalya daha çok tercih ediliyordu. Ama oralarda da kontroller artmaya başladı ve insanlar Bulgaristan üzerinden gitmeye çalıştı. Tabii, mültecilerin sayısı artınca Bulgaristan, Makedonya gibi ülkeler sınırlarını kapatamaz hale geldiler. Bu durum özellikle Suriye’nin durumunun daha kötüye gitmesinden kaynaklı. Suriyeliler ilkin Türkiye’yi tercih ettiler sonra buradan memnun kalmadılar ve Birleşmiş Milletler Suriyeli mültecileri başka bir ülkeye yerleştiremediğinden, Suriyeli mülteciler geleceklerini belirsiz, karanlıkta görüp Avrupa’ya gitmeye başladılar. Birden yoğun bir göç hareketi olunca zaten sınırlar dayanamadı, açıldı. Sonrasında Afganlar da başka milletlerden mülteciler de bu yolu seçtiler. Çünkü artık Yunanistan’a ulaştıktan sonra hiçbir tehlike olmadan gidebilirlerdi. Daha önce Yunanistan’a ulaşınca çok tehlikeli yollardan Bulgaristan ya da İtalya’ya gidiliyordu. Ama şimdi sınırlar zaten açıldı.

Yani sınırları yoğun göç hareketi mi açtı?

Önemli bir sebebi birçok mültecinin gitmesi yani büyük göç hareketi. Ama tek neden bu olmayabilir. Avrupa’daki insan hakları örgütleri, Af Örgütü gibi örgütlerin yaptığı çalışmaların da etkisi olduğunu düşünüyorum. Zaten sınırları tutmakta zorlanıyorlardı. Hem de böylesi bir baskı olunca… İster istemez mülteciler de akmaya başladı.

“yavaş yavaş ölmektense birden ölmek daha iyi”

Şöyle bir durum var. Mülteciler Avrupa’ya ulaşmak için ölüme eşdeğer bir yola başvuruyor. Bu yol, sahile vuran bebek, çocuk cenazelerinden, denizde boğulup ölenlere… çok tehlikeli bir yol. Birçok kişinin ölmesine rağmen mülteciler, halen bu yola başvurmaktan vazgeçmiyor. Mültecileri bu yola teşvik eden, mecbur bırakan gerçeklik nedir? Neden insanlar ölüme rağmen bu yola çıkıyor?

Ben Suriye hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığım için onlarla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. İran’da yaşadığım için İranlı mültecilerle ilgili bir şeyler söyleyebilirim. Ama durumlarını bildiğim için Afganistanlı mültecilerden bahsetmek istiyorum. Afganistan’da durum gittikçe daha vahim oluyor. İnsanlar, gün geçtikçe gittikleri her yerde tehlike altında kalıyor. Afganistan’da çeşitli etnikler var. Bu etniklerden özellikle Hazara’lılar tehlike altında. Ana yollardan çevrilip kafaları kesilip yollara atılıyor, ya da rehin alınıyorlar. Ya da yaşadıkları şehirde her an bir [sosyal] patlama sonucu tehlikede olabiliyorlar. Güvenlik olmadığından iktisadi durum da kötüleşiyor. İnsanlar kendilerini tehlike altında hissedip ölüme doğru gittiklerini düşünüyorlar. Ve yavaş yavaş ölmektense birden ölmek sorun değil demeye başlıyorlar. Zaten burada yaşarken yavaş yavaş ölüyoruz deniliyor ve kısmet diye bir şeye inanılıyor. Güvenli bir ülkeye ulaşamazlarsa “kısmetimiz bu” diyorlar. Ve yavaş yavaş ölmektense birden ölmek daha iyi diye düşünüyorlar. Çünkü gerçekten hem ruhsal hem de fiziksel olarak işkence altındalar. Bu durumu bir çatı neden olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’ye gelindiğinde sığınma prosedürüne dahil edilip mültecilik başvuruları değerlendirilse ve devamında üçüncü bir ülkeye yerleştirilme gerçekleşse muhtemelen bu kadar insan ölüme eşdeğer bu yolu tercih etmeyecek

Kesinlikle

“tehlikeli yollardan güvenli bir ülkeye ulaşmaya çalışmak”

Peki, bu konuda nasıl bir sıkıntı yaşandı da bu insanlar sığınma prosedürü dışında tutulup deniz yoluna, tehlikeli yollara mecbur bırakıldılar?

Şunu demek istiyorum. Birçok Afgan mülteci Türkiye’nin çeşitli uydu kentlerinde yaşıyordu. Birleşmiş Milletler bunların dosyalarını askıya aldığında hiçbir ülkeye yerleştirilemez hale geldiler. O yüzden 4-5 sene Türkiye’de yaşadıktan sonra kendilerini, geleceklerini aydınlık göremedikleri için bu tehlikeli yollardan güvenli bir ülkeye ulaşmaya çalışıyorlardı. Eğer Türkiye’de Afgan mültecilerin dosyaları incelense, sığınma prosedürüne dahil edilse onlar tehlikeli yolları tercih etmezlerdi. Birçok mülteci gitti; bazılarının dosyaları açık kaldı, bazılarının dosyası zaten hiç açılmamıştı, bazılarına Birleşmiş Milletler randevu bile vermemişti. Bu insanlar yerleştirildikleri uydu kentte işsiz yada eğitimsiz, yani insanların sahip olması gereken haklardan hiç faydalanamadan yaşıyorlardı. O yüzden çocuklarını, bebeklerini alıp gidiyorlardı. Daha önce de söylediğim gibi yavaş yavaş ölmektense birden ölmeyi göze aldılar.

Türkiye’deki Afgan mültecilerin durumu nedir? Çoğu gitti mi? Elinizde bununla ilgili bir sayı var mı?

Sayı olarak bir şey diyemem. Ama Suriyeli’lerden sonra nüfus olarak en çok gidenlerin Afganlar olduğunu söyleyebilirim. [Açıklanan verilere göre Avrupa’ya giden ikinci büyük grubu Afganistanlılar oluşturuyor]

Siz kaç yıldır Türkiye’desiniz?

6 yıl

Siz neden bu yolu tercih etmediniz?

Benim burada kalmam için başka sebeplerim var. O yüzden gitmedim.

Yani sizin gibi özel nedenleri olanların dışındaki mülteciler gitti diyebilir miyiz?

Evet, tanıdığım mültecilerin yüzde doksanı gitti.

Avrupa’ya ulaşan mültecilerden haber alıyor musunuz? Onlar istedikleri gibi bir duruma kavuştular mı, hallerinden memnunlar mı?

Birkaç kişiyle görüştüğümü söylesem daha iyi olur. Şimdilik o kadar da memnun değiller. Çünkü mülteci sayısı çok fazla. Ülkelerin destekleri de yok. Ülkeler destek vermeleri durumunda daha fazla kişinin geleceğinden endişe edip destek sunmuyor. Hayır, gidenler çok memnun değiller.

Elbette sınır dışı edilmemek ve güvenli bir ülkede yaşamak çok önemli. Afgan mülteciler niçin gidiyor? Çocukları okula devam edebilsin, sakin huzurlu bir yerde yaşayabilsin, kendi geleceğini iyileştirsin diye. Ama şimdilik bunlar gerçekleşmiş görünmüyor.

“Sınırlar açıldığı zaman… insan kaçakçılığı diye bir şey kalmadı”

Devletler, genellikle insanların tehlikeli yollara çıkma ve bu yollarda ölmelerinin sebebi olarak insan kaçakçılarını gösteriyor, onları suçluyor. İnsan kaçakçıları olmasa mülteciler ölmezmiş gibi algı yaratılıp, güvenlik tedbirleri artırılıyor. Bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsan kaçakçıları mı mültecilerin ölümüne sebep oluyor? Devlet politikalarıyla insan kaçakçılığı denen mekanizma arasında nasıl bir ilişki var?

Ben bu konuda devlet politikalarını daha suçlu hissediyorum. Kaçakçılık ne zaman oluşuyor, ne zaman ortaya çıkıyor? İnsanlar çıktıkları yolda yasakla karşılaşınca, bu sorunu başka yollardan halletmeye çalışıyorlar. Böyle bir durum olmasaydı insan kaçakçılığı olmazdı. Bana göre insan kaçakçıları mültecilere daha fazla acıyor. Bir sistem olarak düşünelim.  İnsanlar mecbur bırakılmasa böyle bir durum ortaya çıkmaz. Yunanistan’da bunun örneğini gördük. Orada insan kaçakçılığı yapan insanlar vardı.  Sınırlar açıldığı zaman onlar ortadan kayboldular. Ve insan kaçakçılığı diye bir şey kalmadı.

“ülkeler sınırları tamamen kontrol edemez”

Türkiye, AB ilişkileri göç dalgasıyla beraber yeniden gündeme geldi. AB göç hareketini kontrol noktasında Türkiye’ye sorumluluk vermeye çalışıyor. Böylece AB, mültecileri ve göç dalgasının AB’ye ulaşmasını engellemeye, kontrol etmeye çalışıyor. Bu durumda Türkiye’nin hem kara hem deniz yolu güvenliğini artırması gibi tedbirler alması söz konusu olacak. Sizce bu durum mevcut sığınma ve göç hareketlerini nasıl etkileyecek?

Mülteciler eğer ülkelerinden kaçmalarına sebep olan durumlardan kurtulup, istediklerini Türkiye’de bulabilirlerse AB’ye gitmeye çalışmayacak, kendilerini tehlikeye atmayacaklardır. Ama eğer mülteciler Türkiye’de istediklerine ulaşamazsa bu yol devam edecek. Sonuçta Türkiye ya da Yunanistan sınırları ya da denizleri ne kadar kontrol edebilirler! İllaki insan kaçakçılığı ve başka bir yol ortaya çıkacaktır. Ülkeler sınırları tamamen kontrol edemez.

 

Röportaj: Senar Ataman 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir