Salih Efe ile röportaj: “Mültecilerin İnsani Şartlarda Yaşamaları Sağlanmalı”

Salih Efe Kimdir?

1972 Diyarbakır doğumlu olan Salih Efe, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Diyarbakır da tamamladıktan sonra 1989 93 yılları arasında Marmara Üniversitesinde hukuk eğitimini tamamladı. 1994 de İngiltere de İngilizce dil eğitimi aldıktan sonra 1995 98 yılları arasında Kanada Montreal da bulunan Concordia Üniversitesinde Siyaset Bilimleri eğitimini derece ile bitirdi.2005 2007 yılları arasında Atılım Üniversitesinde Avrupa Birliği mastırını tamamladı. Kanada da bulunduğu 1994 1998 yılları arasında mülteciler alanında çalışan hukuk bürolarına, Kanada Göçmenler ve Mülteciler İdaresine ve STK lara gönüllü ve profesyonel olarak danışmanlık yaptı ve sosyal yardım programlarına katıldı.2001 2002 yılları arasında, bir yıl boyunca, Strasbourg da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye masasında görevli uzman hukukçu olarak ve 2003 2004 yılları arasında yaklaşık bir yıl boyunca iltica hukuku alanında uzman hukukçu olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ankara Ofisinde çalıştı.2004 yılında 3 ay boyunca Turkish Daily News gazetesinde diplomasi muhabiri olarak çalıştı. 2004 2005 yılları arasında ise polislerin insan hakları standartlarında görevlerini yapmasını konu alan İfade alma ve ifade alma tekniklerinin geliştirilmesi AB Türkiye Eşleştirme Projesin de Koordinatör yardımcısı olarak çalıştı. Bu görevinden sonra yeni kurulan İnsan Hakları Ortak Platformunda 6 ay koordinatör yardımcısı olarak görev yapan Efe, yaklaşık iki yıldır Ankara da avukat olarak çalışmaktadır.. Halen Uluslararası Af Örgütünün ve İnsan Hakları Gündemi Derneğinin Mülteci Komisyonlarında aktif olarak gönüllü çalışmaktadır. Salih Efe nin çeşitli gazete, dergi ve insan hakları platformlarında AİHM, insan hakları, başörtüsü sorunu ve mülteciler alanında makaleleri yayınlanmıştır.

Salih Efe: Mültecilerin İnsani Şartlarda Yaşamaları Sağlanmalı

Sığınmacılara hukuki yardımı sağlamaya ne zaman başladınız?

Uluslararası Af Örgütünde gönüllü olarak çalışmaya başladığımdan beri, yani 2000 yılından beri UAÖ Mülteciler Komisyonunda çalışmaya başladım. Ama aslında 1994 yılında okumak için gittiğim Kanada da mülteciler alanında çalışmaya başladım. Kısacası yaklaşık 14 yıldır bu işle uğraşmaktayım.

Ücretsiz hukuki yardım sağladığınız oluyor mu?

Evet, oluyor. Genellikle STK’ların çok zor durumda buldukları mültecilerin bazılarına yardımcı oluyorum. Bazen de şahsen yanıma gelen çok acil durumdaki insanlara elimden gelen yardımları yapmaktayım.

BMMYK da mültecilik statüsünün belirlenmesiyle ilgili ne tür sorunlar gözlemliyorsunuz?

BMMYK nın mültecilik statüsünün belirlenmesi ile ilgili her ne kadar çok ciddi yerleşmiş tecrübe ve prosesleri [yöntemleri, ilerlemeleri] varsa da dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye de bulunan BMMYK ofislerinde de bazı hata ve eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Kısacası personel eksikliğinden ve dosyaların aşırı yığılmasından dolayı ciddi olarak stres altında olan BMMYK personellinin çok detaylı inceleme yapmadan acele karar vermelerinden dolayı ciddi hatalar yapılıyor. Ayrıca mültecilerin, temel insan haklarını ve mülteciler hukukundan kaynaklanan haklarını bilmemelerinden ve kendilerini savunamamalarından dolayı uygulamada hatalar yapılabiliyor. Ayrıca bazı BMMYK personellinin mültecilere yaklaşımındaki nazik davranmama, kızma, yalancılıkla suçlama gibi davranışlarından dolayı yine uygulamada ciddi hatalar olmaktadır. Mültecilere hukuki danışmanlık yapacak kişi ve kurumların eksikliğinden dolayı görüşmelerde mülteciler kendilerini rahat ve açıkça ifade edememektedirler. Bu da hatalara neden olmaktadır.

Türkiye de sığınmacılarla, mültecilerle ilgili yasal düzenlemeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Ulusal düzenlemelerde ne tür eksiklerin olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu konuda çok büyük eksiklikler var. Ne bir mülteciler kanunumuz nede bu konuda anayasada bir hüküm bulunmaktadır. 1991 Körfez krizinden sonra Türkiye ye göç eden 100 binlerce Kuzey Iraklı Kürdün durumlarının çözülmesi için 1994 tarihli yönetmelik yapılmıştır. Bu yönetmelik 2006 da değişmiştir. Ayrıca mültecilerin yararına uygulamada faydalı olacak 2005 de yürürlüğe giren AB Türkiye Mülteci ve Göçmenler Eylem Planı da vardır. AB, Türkiye arasında gerçekleşen bir Eşleştirme Projesi sonucu olan bu eylem planında AB ülkelerindeki en iyi uygulama örnekleri Türkiye tarafından da kabul edilmiştir. Ama maalesef pratikte hemen hemen hiç uygulanmamaktadır. Belirttiğimiz yönetmelik ve eylem planında var olan haklar bile tam olarak uygulamamaktadır. Yani ciddi yasal boşluklar ve eksiklikler vardır.

Sığınmacıların adalete erişimlerinin önünde ne tür engeller olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu konularda ciddi derecede eksiklikler vardır. Mültecilerin maalesef 1951 Mülteciler Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AB-Türkiye Eylem Planındaki hakları uygulanmamaktadır. Gözaltına alınan ve sınır dışı edilecek olan mülteciler çok zor şartlarda avukatlara, BMMYK ya veya baroya erişmekte veya hiçbir şekilde erişememektedirler. Bu konuda haklarının olduğu kesinlikle kendilerine bildirilmemekte, gözaltında bulunan bir sığınmacının BMMYK ya erişiminde çoğu emniyet görevlisi ciddi anlamda engelleyici bir rol oynamaktadır.

Baroların sığınmacılara gerekli hukuki yardımı sağladığını düşünüyor musunuz?

Hayır. Mülteciler konusu, belki Van borusu hariç, hiçbir baroda ciddi olarak ele alınmamıştır. Zaten bu konu hakkında bilgi sahibi çok az baro ve avukat vardır. Mülteciler yabancı olduklarından dolayı uygulamada çoğu zaman adli yardımdan da yararlanamamaktadırlar; bu konuda uygulamada mütekabiliyet ilkesi istenmektedir.

Türkiye de sığınmacılarla ilgili verilen yargı kararları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu karaların çoğunu yetersiz, adil yargılanma ilkesine aykırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve hukuk devleti ilkesine aykırı ve tutarsız buluyorum. Daha ilginç tarafı, insan hakları ile ilgili tüm konularda olduğu gibi mülteciler konusunda da yargı ve idari mercilerimiz hem ulusal hukukumuza hem de imzaladığımız uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı kararlar almaktadırlar. Uluslararası merciler sayesinde idari mercilerimiz ve mahkemeler maalesef mecbur kaldıktan sonra uygun kararlar vermek zorunda kalıyorlar.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde sığınmacılara ilişkin bir madde bulunmamakla beraber bazı sığınmacı dosyaları hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi , Türkiye’yi bağlayıcı kararlar verdi. Bu nasıl mümkün oluyor?

Bu durum tabiî ki mümkündür ve bunun nedeni de çok açıktır. AİHS i imzalayan taraf ülkelerden biri olarak devletimiz her Türk vatandaşının tüm insan haklarına uymak zorunda olduğu gibi Türkiye’de yabancı ve sığınmacı statüsünde yaşayan herhangi bir ülke vatandaşını sırf ülkemiz topraklarında bulunuyor olmasından dolayı AİHS den kaynaklanan tüm haklarına saygılı olmak zorundadır. Bu haklardan en önemlisi de AİHS madde 3 de yer alan işkence, kötü muamele ve gayri insani muamelede bulunma yasağından faydalanmalarıdır. Yani ülkemiz bu insanlara ne bu tür muamelede bulunabilir ne de bu tür muamelelere maruz kalacakları ülkelere geri gönderebilir. Bu konuda AİHM çok çabuk bir şekilde madde 39 a göre ihtiyati tedbir kararı alıp sınır dışı işlemlerini durdurmaktadır.

Mülteciler hangi aşamada AİHM’e başvurabilirler? Bunun için ne yapmaları gerekiyor?

Mülteciler durumlarına göre değişik aşamalarda AİHM e başvurabilir. BMMYK da veya Türk otoriteri nezdinde mülteci olarak kabul edilmesi için başvuramaz, çünkü mülteci olma hakkı AİHM de düzenlenememiştir Ama sınır dışı hallerde iç hukuk yoları tüketilmeden de direkt başvurulabilir. Bu gibi durumda AİHS madde 3.5.6.8 ve seyahat özgürlüğünü belirleyen ek protokole aykırılıktan AİHM e başvurula bilir. Mülteciler ayrıca her zaman Cenevre de bulunan BMMYK Genel Merkezine de her zaman başvurabilirler. Ama uygulamada çok zor oluyor maalesef.

AİHM in Türkiye’yle ilgili verdiği kararları nasıl değerlendiriyorsunuz? AİHM kararlarının Türkiye üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

2001 2002 yılları arasında AHİM Türkiye masasında fiilen çalışmış uzman hukukçu olarak bu konuda çok şeyler söyleyebilirim Türkiye aleyhine verilen hak ihlalleri kararlarına katılıyorum hatta eksik bulduklarım da vardır. Çünkü AHİM in bile Türkiye’de hak ihlalleri konusunda yeterince bilgileri olamayabilir ve bence devlet tarafından da insan haklarına aykırı olarak AHİM eksik bilgiler verildiği gibi yanlış yönlendirmelerde söz konusudur. Örneğin Türban ile ilgili kararda da bu tür bir eksiklik söz konusudur. Ama her şeye rağmen AHİM kararlarını Türkiye üzerinde insan haklarının gelişmesi acısından çok ciddi bir etkisi olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Türkiye ye değişik tarihlerde gelen ve sayıları 1204 olarak bilenen İranlı Kürt mülteciler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu mültecilerin elinde hem Irak hem Türkiye BMMYK Ofisinin verdiği mülteci kabul belgesi olmasına karşın yıllardır sorunları çözülebilmiş değil. Bu mültecilerin üçüncü bir ülkeye gitmelerine izin verilmediği gibi İçişleri Bakanlığı, BMMYK Türkiye Ofisi tarafından mülteci olarak kabul edilen bu kişileri sığınmacılık sürecine bile dâhil etmeden başvurularını geri çevirdi. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu mültecilerle ilgili BMMYK Türkiye Ofisinin ve İçişleri Bakanlığının tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda epey bir araştırmada bulundum. Af Örgütünün bu konuda da yazılmış raporları da vardır. Bana göre devlet bu konuda muhatap olarak tek sorumludur. Olayları başka yollara çekmeye gerek yok. Bu kişiler Türkiye yi sadece transit ülke olarak kullanmak istemektedirler. Ama devlet onlara çıkış izin vermemektedir. Devletin tek korkusu bu konuda gelebilecek başka mültecilerin olmasıdır. Bu konularda çeşitli görüşmelerim oldu ve devletin diğer kaygılarına katılmıyorum. Bu konuda imzaladığımız AİHS ve 1951 Cenevre sözleşmesine aykırı davranmaktayız. Uluslararası yargı mercilerine başvurulursa ciddi manada maddi ve manevi tazminat alınabilir. Devlet bence bu insanların mağduriyetini en kısa zamanda gidermelidir. Bu konuda tam bir insanlık dramı yaşanmaktadır. BMMYK Türkiye Ofisi bu konuda her şeyi yaptı ama çabaları faydasız kaldı. Devlet bazen BMMYK yı dinlemiyor ya da hiç takmıyor, hatta daha da ileri giderek bazen Türkiye ofisini tanımadığını bile beyan ediyor.

İranlı Kürt mültecilerle ilgili yasal zemin nedir? Bu mültecilere yönelik tutumu hangi yasa bağlamında değerlendirmek lazım?

Bu mülteciler hem ulusal hem de uluslararası hukuka uygun olarak Türkiye de bulunmaktadırlar. 1994 ve 2006 yönetmeliliklerine 1951 mülteciler sözleşmelerine ve AİHS ne aykırı hiçbir durumları olmamalarına rağmen devlet bu kişilerin çıkışına yasal olarak izin vermemektedir. Bu mültecilerin illegal hiçbir faaliyetleri yoktur. Devlet ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmektedir. 1951 Cenevre sözleşmesi çerçevesinde ülkemizde bulunup BMMYK nın koruması altındadırlar. Sözleşme tarafı olarak ülkemizin bunların 3. bir ülkeye yerleştirilmesi konusunda her türlüğü kolaylığı sağlaması gerekir. Devletimizin bu yaptığı yukarıdaki gerekçelere bakıldığında haksızdır ve hukuka dayanan yasal zemini yoktur. Türkiye de temel insan hakları konusunda hiçbir ilerleme olmadığı gibi bu konu dada yukarda bahsettiğim yönlerden de ilerleme olamamıştır.

Türkiye nin iltica yasası hazırlama çalışmaları yürüttüğü bilinmektedir. Sizce iltica yasasında neler olmalıdır?

AB zorlaması olamasaydı insan hakları konusunda olduğu bu konuda da ilerleme olacağı yoktu. Son 2 3 yıldır iltica yasası konusunda çalışmalar vardır. Bu konularda da AB ile müzakereler devam etmektedir. Temel insan haklarını da içeren bu durumu ve yasanın müzakere konusu olmadan aslında direk hazırlanması gerekirdi. Umuyorum ki bu yasa en kısa zaman da çıkar ve anayasamıza da bir hüküm eklenir. Şimdiye kadar mültecilerin durumu bir yöneltmelikle düzenlenmiştir. Türkiye binlerce mültecinin sığındı bir devlettir ve mültecilere yönelik tüm hallerin yasada açıkça düzenlenmesi gerekir ve bu hakların açığa kavuşturulması gerekir ve uygulamada ciddi bir denetim sağlanması lazım. Mülteciler her zaman her ülke de en mağdur en zavallı ve en alttaki kişiler olarak görülmelerine rağmen bizler gibi temel insan haklarından yararlanmaları gerekir

Bana göre bir iltica yasasında kesinlikle şu temel haklar yer almalıdır.

  • Sığınmacının acil olarak avukat, tercüman, BMMYK ve diğer ilgili kişi ve kurumlara erişimi sağlayacak hükümlerin bulunması ve bunların devlet tarafından sağlanması lazım.
  • Karar verici ve itiraz mercilerinin açıkça hangi kurumların olduğu belirtilmeli
  • Sınır dışı durumunun yasak olduğu açıkça belirtilmeli. Sınır dışı halinde itiraz, yeterli sürede avukata erişimden yaralanılması gerekir.
  • Eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, sağlık, ibadet gibi temel haklarının açıkça düzenlenip belirlenmesi gerekir.
  • İnsani şartlar da yaşamalarının sağlanması için tüm gerekli şartların sağlanması gerekir.

Röportaj: Anıl Aslan, Senar Ataman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir