Mülteci-Der ile röportaj

Mülteciler, onları anlayan, yaşadıklarını önemseyen, güvenebilecekleri, seslerine kulak verecek insanlara, örgütlere ihtiyaç duyarlar.  Böylesi bir dayanak onları yaşama, umutlu olmaya daha fazla yaklaştırır. Ege bölgesinde bu konuda önemli bir gelişme söz konusu.

1 yıldan uzun süredir İzmir’de Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) kuruldu. Şimdiye kadar birçok çalışmayı gerçekleştiren Mülteci-Der, mültecilerin kapısını çalabileceği, mültecileri anlamaya çalışan bir sivil toplum örgütü. Sivil toplum örgütü tanımlamasını kuruluş hikayesi, demokratik ve şeffaf yapısı ve üyelerinin özverili çalışmaları sayesinde hakkıyla temsil eden derneğin adını muhtemelen önümüzdeki günlerde daha fazla duyacağız. Mülteci-Der’i daha iyi tanımak için dernek temsilcilerine Mülteci-Der, mültecilik alanı ve daha birçok konuyla ilgili sorular yönelttik. Sorularımızı yanıtlayan dernek temsilcilerine/üyelerine teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Mülteci-der’i kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

16 Haziran 2007 tarihinde Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ve Mazlum Der İzmir Şubesi ev sahipliğinde İzmir’de konuya bir şekilde ilgi duyabileceğini düşündüğümüz kamu kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katıldığı “Mülteci Sorunu ve İzmir örneği” başlıklı bir günlük bir çalışma düzenledik. Çalışmamıza davetimiz üzerine BMMYK’da katıldı. Valilik, Emniyet, Yabancılar Şube Müdürlüğü, SHÇEK, Kızılay’dan tutun da her türlü siyasi yapıdan sivil toplum kuruluş temsilcilerinden oluşan 50 kadar katılımcı ile bir günlük çalışma oldukça verimli geçti. Günün sonunda bu konuda çalışma yapmak ve gerekli koordinasyonu sağlamak üzere bir çalışma grubu oluşturuldu. Bu çalışma grubu, üzerine aldığı sorumlulukları ciddi bir çaba ile yerine getirmeye çalıştı ve ortaya güzel işler çıkardı. Bu kapsamda özellikle Deniz Feneri İzmir Şubesinin maddi destekleri ile İnsan Der’in mutfağında pişen günlük sıcak yemekler, Temmuz 2007 başından itibaren günde ortalama 200 kişiye günlük olarak dağıtıldı. Bazı giyim ve ilaç yardımları yapıldı, Yeryüzü Doktorları grubunun çalışmaları ile bir sağlık taraması yapıldı.

Kasım 2007’ye gelindiğinde Haziran ayındaki çalışmada bulunan katılımcılar tekrar davet edilerek, çalışmalar hakkında bir rapor sunuldu ve hareketin bundan sonrası tartışıldı. Bu tartışmalarda, faaliyet ve yardımların bir tüzel kişilik çatısı altında yürütülmesinin fayda ve avantajları üzerinde özellikle duruldu ve bu amaçla bir dernek kurulmasına karar verildi. Kasım 2007’den itibaren birlikte bir tüzük hazırlığı başladı. 3 aylık süreçte tüzük tartışmalarının yapıldığı birkaç toplantı yapıldı ki bu süreç Türkiye’de aslında pek örneğine rastlanmayan ancak yapılması bir sivil toplum kuruluşu için son derece önemli bir çalışmadır. İlgilenen her kişinin katılımına açık olan bu toplantılarda, sadece tüzük maddeleri değil, kurulacak derneğin ilkeleri, vizyonu ve misyonu da kollektif bir çalımayla oluşturuldu. Bu toplantıların nihayetinde Ocak 2008 sonunda tüzük tartışmalarımız bitti ve 31 Ocak 2008’de başvurumuz ile Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) resmen kurulmuş oldu.

Mültecilik alanında çalışan birçok STK varken Mülteci-der’i hangi ihtiyaçlardan dolayı kurdunuz; neden yeni bir dernek; fark yarattığınız noktalar nelerdir?

Aslında Türkiye’deki STK ların sayısına bakıldığında mülteci alanında yeteri kadar STK nın çalıştığını iddia edebilmek bizce pek mümkün değil. Genel anlamda Türkiye sivil toplumunun mülteci alanındaki geniş sorunların farkına varması ve bu alana ilgisi yakın geçmişe dayanıyor ve halen bu ilgi oldukça yetersiz düzeyde. Sayıları son derece az bazı kuruluşlar sadece hukuki yardım sunarken bazıları da sadece insani yardım veya psiko sosyal yardım sunmaya çalışmakta. Mülteci alanındaki tüm sorunları kendi çalışma alanında gören bir STK bizce Türkiye’de yok. Farklı siyasi arka planlardan, farklı mesleklerden sadece insani duygularla ve gerçekten sivil bir motivasyonla harekete geçen kurucu heyetimiz, bizce bu anlamda sadece mülteci alanında değil, genel anlamda da Türkiye’de örnek bir sivil toplum kuruluşu olmaya aday. Derneğimiz kuruluşunda ne bir kamu kurumunun, ne bir hükümetlerarası birliğin, ne bir siyasi parti veya oluşumun küçük veya büyük herhangi bir etkisi yok. Bütçemiz dernek üyelerimizin aidatları ve çevremizdeki gönüllülerin şeffaf bağışları ile oluşmakta. Çalışmalarımızın tamamına yakınının gönüllülerimizin faaliyetleri olmasının da çok önemli bir husus olduğunu düşünüyoruz. Bu haliyle bu tür bir yapının diğer sivil toplum alanlarında olduğu gibi mülteci alanında da bir ihtiyaç olduğunu düşündük. Bizim benzerimiz yapıların Türkiye’nin her bir şehrinde ortaya çıkması ise en büyük arzularımızdan birini oluşturuyor.

Mültecilik alanında çalışan diğer STK’ların çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de bu alana ilişkin sivil toplum ilgisi henüz yakın geçmişe dayanmakta. 10 yıl öncesine kıyasla inanılmaz bir kişisel ve kurumsal kapasitenin geliştiğini düşünüyoruz. Bu alana ilişkin yürütülen tartışma ve faaliyetlerin artık çok önemli bir derinlik ve çeşitlilik gösterdiğini görüyoruz. Bunun sonucunda eskiden bu alanda sadece Emniyet ve BMMYK faaliyet yürütürken bugün artık sivil toplum kuruluşları da sahada önemli birer aktör haline gelmiş durumda. Ancak alınması gereken daha çok mesafe var. Bununla birlikte, bu alanda önemli birer aktör olarak çalışması gereken üniversiteler, belediyeler, Barolar, kamu kurumları ve dini organizasyonların halen göstermeleri gereken ilgi ve sıçramayı gösteremediklerini, ancak sivil toplumun bu anlamda göreli bir atılım içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdiye kadar ne tür çalışmalar yaptınız?

Çalışmalarımızı başlıca şu başlıklar altında değerlendirebiliriz:

Bireysel vak’a olarak savunuculuk: Derneğimize ulaşan çok sayıda başvuru üzerine, idari ve hukuki girişimlerde bulunduk. Birçok vak’ada iltica prosedürüne erişim önündeki engellerle mücadele ettik, prosedürün doğru ve hukuki bir zeminde yürümesi için çaba gösterdik. Başvurulara hukuki yardım sunmanın yanı sıra özellikle Aydın’daki Polis ve Jandarma gözetimindeki yerlerdeki koşullar ve kötü muameleler hakkında birçok girişimde bulunduk.

İnsani ve sosyal yardım: Derneğimize gelen birçok başvuru üzerine kişi ve ailelere yiyecek malzemesi ve sıcak yemek, giyim eşyası, ev eşyası ve ilaca ulaşmalarını sağladık. Başvurucuların bu alanda çalışan sivil ve kamu kurumlarına erişimlerini koordine etmeye çalıştık

Eğitim ve farkındalık: Birçok sivil toplum kuruluşuna mülteci alanında sunumlarda bulunduk. Alana ilişkin bazı makaleler yazdık ve bunlar değişik gazete ve dergilerde yayınlanmakla geniş kitlelere sesimizi duyurmaya çalıştık. Sahadaki diğer stk lar ile birlikte veya sadece Mülteci Der olarak birçok basın açıklaması hazırladık. TV röportajları ve alana ilişkin belgesel filmler içinde rol aldık. Bazı makale ve belgelerin İngilizce, Türkçe ve Yunanca tercümelerini sağladık.

Lobi : Birçok kamu kuruluşu ve sivil toplum kuruluşu ile görüşmeler yaptık, derneğimize ziyaretleri kabul ettik. Alanda sorumluluğu bulunan bazı kamu organlarına, TBMM Komitelerine, sivil toplum ve meslek örgütlerine başvurular yaptık.

Kampanya: Ege ve Akdeniz’deki ölümler üzerinde bir duyarlılık oluşturmaya yönelik Kayiki Hareketi kapsamında bazı çalışmalar yapıyoruz. 28 Şubat’da kampanyanın açılış sokak etkinliğini düzenledik ve hazırlanan kartları halen dağıtıyoruz.

Türkiye’de, mültecilik alanında en fazla sorun hangi konularda yaşanıyor?

Bizce temel olarak her üç ana erk olan Yasama, Yürütme ve Yargı’da halen devam etmekte olan alana ilişkin bilgisizlik ve ilgisizlik asıl sorun. Bu durumda bu konuda çalışan az sayıdaki bürokrat bu alana ilişkin politikaları oluşturuyor ve bunların uygulanmasında aktif rolü üstleniyor. Bu anlamda kendilerine idari, yargısal veya sivil bir denetimin uygulanmadığını düşünüyorum. Sivil toplumun da halen -genel anlamda- mülteci alanına mesafeli olması önemli bir sorun olarak karşımızda. Ancak son dönemde, bazı sivil toplum ve hak örgütleri burunlarını bu alana uzatmış görünüyor ve bundan dolayı bu örgütlerin sahada etkin bir aktör olarak kabul edilip edilmeyeceklerine dair gizli bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleden  başarılı çıkılırsa bu anlamda önemli açılımların mümkün olabileceğini düşünüyoruz. AB üyelik müzakere süreci bu anlamda kısmen belirleyici rol oynayabilir ancak son kertede sonucu belirleyecek olan sivil toplum ve hak örgütlerinin kendilerinin bunu ne kadar isteyip istemediği olacaktır.

BMMYK’nın çalışma sistemiyle ilgili ne düşünüyorsunuz; BMMYK ile ilgili ne tür sıkıntılar gözlemliyorsunuz?

BMMYK Türkiye’nin son yıllardaki bütçe daralmasına bağlı olarak personel azaltılmasının ve faaliyet bütçelerinin kısıtlanmasından, başta kendi çalışanları olmak üzere, BMMYK’dan hizmet alan ve başvurularının sonucunu bekleyen herkeste bir moral bozukluğu oluşturduğunu düşünüyoruz. Buna bağlı olarak başvuruların hızlı sonuçlanmamasının önemli bir husus olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra bir BM organı olan BMMYK kararlarına karşı (ki bunlar bir kişinin yaşamında en önemli kararlardır) yargı denetiminin uygulanamıyor oluşu bu alandaki halen temel bir sorun bizce.

Ege bölgesinde mültecilerin yaşadığı öne çıkan sorunlar nelerdir? Egedeki mülteci sorunu medyaya ne kadar yansıyor; sorunun medya boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ege Bölgesi Türkiyede iltica başvurusunda bulunmuş sığınmacı kesim ve hiç başvuruda bulunmamış göçmen kesim için ülkeden çıkış bölgesi olma özelliğini sürdürüyor. Buna bağlı olarak pek çok hukuki sorun mevcut. Özellikle kendisi iltica başvurusunda bulunmadan Ege Bölgesinde yakalanmış kişilerin tutuldukları gözetim yerleri veya misafirhanelerde iltica prosedürüne erişimleri önünde halen ciddi önyargılar ve prosedürel engeller mevcut. Türkiyedeki iltica işleyişinden bir şekilde umudunu kesmiş önemli bir kesim de bu bölgeyi çıkış hattı olarak görüyor ve bu alanda kaçakçılarla önemli bir dialog yaşanıyor. Kaçakçılarla ilişkilerde önemli mağduriyetler yaşanabiliyor. Ege Denizindeki hava ve deniz koşulları bazen dramatik ölümlere neden olabiliyor. Her türlü zorluğa rağmen, Yunanistan kara sularına girebilmiş kişiler bazen illegal olarak sınırdışı işlemlerine tabi tutulabiliyorlar ve bu olaylar da ciddi mağduriyetlere yol açabiliyor. Bu haliyle başvuru ve uydu bölgelerinde bir şekilde ilerleyen iltica sürecine rağmen bu bölgede insan hayatının her zaman için ciddi risk altında bulunduğu bir atmosfere şahit oluyoruz.

Kayiki projesi nasıl ortaya çıktı, biraz bahseder misiniz?

Ege Bölgesinde yukarıda anlatmaya çalıştığımız hak ihlalleri ve trajediler üzerine geçtiğimiz yaz bir araya gelen değişik ülkelerden aktivistler ile bu alanda bir hareket ve kampanya oluşturulmasına karar verildi. Birkaç günlük tartışma sürecinden iyi niyetli ve insani bir reflekse dayalı olarak birlikte çalışma kararı oluştu.

Kayiki neyi amaçlıyor?

Kayiki Hareketinin basın açıklamasında da belirtildiği üzere “her iki ülkenin sivil toplumları arasındaki iletişimi arttırmak, mültecileri ve başlarına gelen hak ihlallerini daha sağlıklı takip ederek önlemler almak ve bir bilinçlendirme kampanyası gerçekleştirmek” bu hareketin amaçları arasındadır. Bunu da bu alanda bir farkındalık oluşturarak yapmak istemektedir.

Kayikinin Türkiye’ye yansıması nasıl oldu; Kayiki hareketi mültecilik alanında çalışan kurum ve örgütler tarafından nasıl karşılandı?

Olumlu olduğunu düşünüyoruz. 8 Aralık 2008’de İzmir Karşıyaka’da kimsesizler mezarlığında yaptığımız etkinlik ve 28 Subat’da Konak meydanındaki kampanyanın açılış basın açıklamamız medyada geniş oranda yer aldı, konuya iliksin makalelerimiz yayınlandı. Hem yurt içindeki hem de yurt dışında hareket ve kampanyadan haberdar olan kuruluşlar her zaman için olumlu tepkiler verdiler.

Kayiki hareketinde yer alan diğer STK’larla nasıl bir işbirliği yaptınız?

Burada hukuki olmayan ancak belli bir bilinç yükseltme ve farkındalık oluşturma sürecinde birlikte hareket edilmesi söz konusu. Bu anlamda esnek ancak güzel işleyen bir işbirliği mevcut. Özellikle kampanyanın görselliğini video ve kartpostalları ile web sitesini hazırlayan Bilgi Üniversitesinden Ethem Özgüven ve arkadaşlarının titiz ve harükalade çalışmalarının özel olarak anılması gerekiyor.

Mülteci-der olarak bundan sonra ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bundan sonraki dönemde yapa geldiğimiz çalışmaları daha geniş bir üye ve destekçi çevre ile birlikte daha bir kurumsallaşarak ve daha geniş ölçekte yapmak istiyoruz. Bazı araştırma ve raporlama çalışmalarına başlamak istiyoruz. Psikolojik ve psikiyatrik yardımda bazı girişimler, beceri kazandırma ve dil kursları organize etmek istiyoruz. Olumsuz koşullar ve bunlar hakkında çözüm üretmede Türkiye’de daha geniş bir alanda hareket etmek ve mümkünse derneğimizin şubelerini başka şehirlerde açabilmek yine hayallerimiz arasında.

Röportaj: Anıl ASLAN – Senar ATAMAN

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir