Türkiye’de iltica alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının sorunları

stkA. Türkiye’de sivil toplumun genel olarak zayıf oluşu. İltica alanında çalışan sivil toplum kuruşları Türkiye’deki genel sivil toplum kuruluşlarının bir parçasıdır. Bu nedenle gene olarak sivil toplumun yaşadığı sorunların nedenlerinden ve sonuçlarından direkt olarak etkilenmektedirler.

 

 

1. Sivil toplum kültürünün yerleşik ve derin olmayışı. Tarihi ve kültürel nedenlerin yanı sıra askeri darbeler ve vesayet süreçleri ve bu süreçlerin doğurduğu mevzuat ve uygulama ülkede kuvvetli ve etkili bir sivil toplum bilincinin gelişmesinde olumsuz rol oynamıştır.

2. Aidat/bağış kültürünün gelişmemiş olması. Hemen tüm sivil toplum kuruluşlarında ve siyasi partilerde üyelik aidatını düzenli ödemek veya üye olmayanlar için bağışta bulunmak bir kültür olarak yerleşmemiştir. Özellikle hak savunucusu olarak savunuculuk yapan örgütlere insani yardım örgütlerine göre çok daha ciddi oranda az bağış yapılmaktadır. Bu örgütlerin güçlendirilmesine yönelik yerleşik bir inanç gelişmemiştir. İnsan hakları mücadelesi halen büyük oranda lüks ve marjinal çalışmalar olarak değerlendirilmektedir.

3. Mevzuatın sivil toplumun önüne açmaması, sivil toplumu “potansiyel tehlike” olarak değerlendirmesi. Dernekler ve vakıflar mevzuatında AB uyum sürecinde olumlu gelişmeler olduysa da halen sivil toplumu denetim altında tutmak isteyen bir anlayış mevzuata hakimdir. Uygulamada para cezaları oldukça etkili işleyen bir yaptırım /denetim mekanizması olarak kullanılmaktadır. Örgütlenme, yardım toplama ve toplantı-gösteri haklarına yönelik özgürlük alanlarında halen düzenlenmesi gereken hususlar vardır. Örneğin, UAÖ Türkiye Şubesinin sadece web sitesinde derneğin bağış yapılabilecek banka hesap numaralarının belirtilmiş olması tüm banka hesaplarına el konulması için yeterli görülebilmiştir. Bu işleme yönelik açılan davalar yıllarca sürmüştür. Sadece böylesi bir müdahale bile bir derneği etkisiz kılmak için yeterli olabilir.

B. İltica alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının sorunları;

1. Mevzuata bakan boyut:

1.1. İltica alanında çalışan STK lara mevzuatta ayrılması gereken rol ve tanınması gereken çalışma alanı düzenlenmemiştir; bazı genel ve muğlak ifadeler söz konusudur ve bu tür ifadeler uygulayıcıdan uygulayıcıya farklı yorumlanıp farklı tavırlar içine girilebilmektedir. 1994 Yönetmeliğinin ilk halinde “Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile” ilişki kurulabilecek örgütler olarak UNHCR ve IOM isim olarak belirtilmiş olup, sivil toplum kuruluşlarına hiç değinilmemiştir. 2006 yılı değişikliğinde STK lara genel olarak bir değinme söz konusudur, ancak sadece “barınma, iaşe, nakil, 3. ülkelere kabul, gönüllü geri dönüş ve pasaport ve vize temini” ile sınırlı konularda olmak üzere sivil toplum kuruluşları ile  “işbirliğinde bulunabilir” denmekle durumu uygulamadaki personelin keyfine bırakılmıştır. Yeni İltica Yasasında bu konuda daha somut, geniş ve amir hükümler içeren düzenlemelerin yapılması beklenmektedir.

1.2. Sığınmacıların özellikle tutum yerlerinde sivil toplum kuruluşlarına ulaşabilme imkanı ve güvencesi veren bir düzenleme söz konusu değildir, tutum yerlerinin adli sürecin dışında ve tamamen sınırdışı işlemi yapılmasına yönelik idari bir süreç içinde oldukları kabul edilmekte ve bu sürece sivil toplumun müdahale etmesi istenmemektedir. Üstelik bir şekilde telefon irtibatı kurabilen akraba veya yakınları vasıtasıyla STK lar kişiler hakkında bilgi sahibi olmuş olabilseler de fiili irtibata (sivil toplum kuruluş temsilcilerinin bu tutum yerlerindeki kişilerle bizzat yüzyüze görüşmesine) izin verilmemektedir. Örneğin Hammarberg raporunda belirtildiği üzere; UNHCR’ın 2008 yılı içinde 3.351 kişiyi içeren 393 vak’ada yapmış olduğu yüzyüze görüşme taleplerinden sadece 72 kişi ile görüşmesine izin verilmiştir (oran takriben %2,1). Mülteci Der’in 2009 yılında 137 kişi için yazmış olduğu başvuru mektuplarının her defasında talep edilen yüzyüze görüşme isteklerine bir kere bile izin verilmemiştir (oran kesinlikle %0). Bu kişilerden 36 kişi için sonradan AİHM kararı ile sınırdışı işlemleri durdurulmuştur (buna rağmen haklarında tedbir kararı verilen 7 kişi bu arada sınırdışı edilmiştir, toplamda 75 kişinin sınırdışı işlemleri durdurulmuştur, 49 kişi sınırdışı edilmiş, 13 kişinin ise akıbeti öğrenilememiştir). STK ların yüzyüze görüşmelerine izin verilmemesi şeklindeki genel uygulamanın Karaburun ve Ayvalık’taki Yunan Sahil Güvenlik Kurumlarının ihlalini araştırmaya yönelik çalışmalarımızda izin verilmesi gibi istisnaları vardır.

1.3. OPCAT’in imzalanmış olmasına rağmen onay ve uygulama sürecine sokulmaması diğer tutum yerleri yanı sıra sivil toplumun sığınmacı ve sığınma talebinde bulunan kişilerin tutulduğu yerlere (misafirhane/geri gönderme merkezi) girebilmesinde henüz bir imkan oluşturmamaktadır. İnsan hakları örgütlerinin monitoring hizmeti görebileceğine yönelik mevzuatta yer alması gereken güvenceler ve hareket alanları yoktur. Bu nedenle Yabancılar Şube Polisi diğer bazı Polis departmanları gibi monitoring hizmetine olumsuz bir gözle bakmakta ve bunu kendi işlerine yetkisiz ve yersiz bir müdahale olarak değerlendirmektedirler.

1.4. AB uyum sürecinde yapım aşamasında bulunan Kabul Merkezlerinde sivil toplumun rolü ve merkezlere erişim imkanının nasıl olacağı veya ne düşünüldüğü sivil toplumca bilinmemektedir. Bu konuda Türkiye’nin değişik illerinde yapılan “sivil toplumla istişare” toplantılarına özellikle Yabancılar Şubesine yönelik eleştirel değerlendirme ve raporlamada bulunan STK ların bir kısmı davet edilmemekle bir anlamda Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları nezdinde akreditasyon uygulaması yapılmıştır.

2. Uygulamaya bakan boyut:

2.1. İllerdeki Yabancılar Şube Polisi savunuculuk yapan örgütlerle çalışmaya henüz zihnen hazır değildir. Sosyal ve insani yardım sunan örgütler Yabancılar Şubesi tarafından kendilerine “yardım eden” örgütler olarak değerlendirilirken, savunuculuk yapan ve özellikle hukuki yardım sunan örgütler “sorun çıkaran” örgütler olarak değerlendirilmektedir. Bu algının sonuçları olarak bu alanda çalışan kuruluşlar ile işbirliği yapılmamakta, isim teyiti gibi en basit işlemlerde bile yardımda bulunulmamakta ve uygulamada elden gelen tüm zorluklar çıkarılmaktadır.

2.2. EGM Hudut İltica Daire Başkanlığı savunuculuk yapan örgütlere aynı olumsuz algı ile yaklaşmakta ve bu alandaki politika ve uygulamaları eleştiren sivil toplum kuruluşlarına akreditasyon işlemi uygulamaktadır. Kabul Merkezleri hakkında bir proje kapsamında yürütülen sivil toplumla istişare toplantılarına sahada bu alanda uzmanlığı olan bir kısım sivil toplum kuruluşlarının davet edilmeyip bu alanda bilgisi olmayan veya az olan bazı kuruluşların davet edilerek “sivil toplumla istişare” yapılmış olması, akreditasyon uygulamasının kaldırılmasına yönelik dilekçelere cevap verilmemesi ve en sonunda yol ve konaklama masraflarının kendilerince karşılanmak üzere bu toplantılara katılmak isteyen sivil toplum kuruluşlarına yine izin verilmemesi bu olumsuz algının somut tezahürleri olarak tarafımızdan değerlendirilmektedir.

2.3. Sığınmacılara, sığınma talep etme durumunda bulunan kişilere ve özellikle bir sığınma başvurusunda bulun(a)madan hareket halinde yakalanmış kişilere yönelik hukuki yardım ve tavsiyede bulunmak hoş karşılanmamaktadır; böylesi yardım faaliyetleri Türkiye’deki iltica sisteminin suistimal edilmesi olarak yorumlanmaktadır. Bu nedenle bu durumda bulunan kişilerin mülteci örgütlerine erişimi değişik şekillerde engellenmeye çalışılmakta, bazı durumlarda kişiler tehdit edildiklerini iddia edebilmektedirler. Örneğin Mülteci Der’in telefonuna erişim konusunda yaşadığımız kaygılarımız İçişleri Bakanlığına iletilmiş ancak herhangi bir cevap alınmamıştır.

2.4. Gerek EGM Hudut İltica Daire Başkanlığı, gerekse İl Yabancılar Şubelere yazılan hiçbir yazımıza cevap verilmemektedir. Üstelik il ve ilçelerdeki en küçük bir isim teyiti işlemi bile çoğu zaman yapılamamaktadır. İl ve ilçeler kendilerinin yetkisiz olduğu gerekçesiyle cevabın Ankara tarafından verileceğini belirtmekte, ancak Ankara’dan da hiç cevap alınamamaktadır. Ancak bazı yazılarımıza İl İnsan Hakları Kurulları tarafından bilgi istenmesi halinde oldukça kısa, yetersiz ve doyurucu olmayan cevaplar verilmektedir.

2.5. Yabancılar Şube Polisi çoğu yerde sivil toplumu sadece sığınmacılara sosyal ve insani yardım sunan örgütler olarak görmek istemektedir. Savunuculuk konusuna giren konularda ortada bir muhatap bile bulmak zorlaşabilmektedir.

2.6. Personeldeki bilgisizlik temel bir sorundur ve bu durum bazı yerlerde askeri personel hakkında da çok önemlidir. Bu alanda çalışan askeri personel ve polis memurlarına UNHCR ve İçişleri Bakanlığı tarafından seminerler verilerek bu alanda çalışan personelin uzmanlaşmasına yönelik gayretler görülüyor ise de sürekli yaşanan tayin ve Şube değiştirmeleri nedeniyle uzmanlaşmanın sonuçları büyük oranda alınamamaktadır. Alan hakkında bilgisiz olan personel –yanlış yapmamak adına- inisiyatifini her zaman olumsuz olarak kullanmaktadır. Bazı yerlerde ailelerin tuttuğu avukatlara bile çıkarılan haksız, yetkisiz ve usule aykırı zorluklar söz konusudur. Avukatlara çok zorluk çıkarılırken STK lara hiç yakınlık gösterilmemektedir. Bazı durumlarda bazı personel tarafından STK lar kimi telefon görüşmelerinde itham edilmekte ve suçlanmaktadır. Özellikle geri kabul anlaşmaları kapsamında iade alınacak kişilere sivil toplum temsilcilerinin erişimi hakkında hiç açıklık yoktur.

2.7. Toplantı salonlarında bu alana ilişkin kamu bürokrasisi ile bu alandaki sivil toplum kuruluşları göreli olarak oldukça çok bir araya gelmektedir ancak aynı durumu sahadaki uygulama için iddia edebilmek mümkün değildir. Sahada kimi yerlerde STK temsilcilerine nezaket gereği asgari oranda saygı bile gösterilmemektedir. Aslında STK temsilcilerinin belki de kamu bürokrasisinden tek isteği çalıştıkları bu son derece saygıdeğer alanda saygı görebilmektir.

3. Genel kamuoyuna bakan boyut

3.1. Mültecilere yönelik olumsuz kamuoyu algısı söz konusudur. ABD ve AB ülkelerine kıyasla mülteci ve göçmen karşıtlığı belki henüz ciddi boyutlarda değildir ve belki bu kesime yönelik bir “nefret söylemi” gelişiminden bahsedilemez ancak bazı illerde ve bölgelerde bu kesime yönelik olumsuz bir algı vardır. Ülkedeki ekonomik sorunlar ve işsizlik oranına bağlı olarak hoşnutsuzluk vardır ve bu durum özellikle yeni yapılması düşünülen Kabul Merkezleri çevresindeki yerleşim alanlarında hoş karşılanmamaktadır.

3.2. Genel olarak mültecilerin hangi nedenlerle ülkelerini terk ettikleri bilinmemektedir ve çoğunlukla göçmenlerle ve hatta içgöçle karıştırılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak keyfi nedenlerle veya çalışmak için ülkemize gelindiği, gelinen yerde ise ekonomik ve sosyal sorunlara neden olacakları kanaati söz konusudur.

3.3. Türkiye’de kamu ve sivil alan olarak çoğunluk oluşturan kamuoyunda AB’nin mülteci ve göçmenleri artık istemediğine dair oluşan tespit üzerinden mevcut AB üyelik müzakereleri ve özellikle yakın zamanda gündeme ciddi arak gelen geri kabul anlaşmaları sayesinde Türkiye’nin “Avrupa’nın mülteci çöplüğü” yapılacağı şeklindedir. Bu alanda çalışan mülteci örgütleri –haksız bir şekilde- bu politikalar ile birlikte anılmaktadır ve Türkiye’deki sığınmacı ve mültecilere yönelik yapılabilecek her türlü iyileştirme taleplerini bu politikalara hizmet etme şeklinde değerlendiren yaygın bir kanaat söz konusudur.

3.4. Kamu kurumları ve kamu personeli genel anlamda bu alandan bilgisiz olduğu için sorunlar çıkarmakta ve STK ların işlerini zorlaştırmaktadır. Sığınmacıların hakları ve devletin sorumlulukları konusunda genel olarak bir bilgisizlik söz konusu olduğu için her bir işlemde sorunla karşılaşılabilmektedir. Örneğin, bir devlet hastanesine götürdüğümüz sığınmacı hakkında bir doktor “hadi şimdilik bakayım, ancak bizim vergilerimiz bu kişilere mi gidecek” şeklinde serzenişte bulunmuştur. Bir başka örnekte bir ilin Sosyal Yardımlaşma Vakfı müdürü “önce bizim Etiyopyalılarımız karnını doyuralım, sonra bunlara bakalım” diyebilmiştir.

3.5. Belediyeler birçok ilde oynamaları gerektiği kadar rol üstlenmemektedir. Belediyeler psiko-sosyal ve insani yardım alanına ilişkin olarak daha çok sorumluluk ve inisiyatif alsalar o illerdeki STK yardımlarının da koordinesinin sağlanması ve kolaylaştırılması anlamında büyük yararı olacaktır. Örneğin, bir belediye sosyal işler müdürü derneğimize “bu kişileri sınırdan kim aldıysa onlar yardım etsin” şeklinde yardım talebimizi olumsuz cevaplamıştır.

3.6. Avukatlar ve Baroların bu alanda savunuculuk kapasitesi zayıftır. Türkiye’deki Hukuk Fakültelerinin çok ender bir kısmında mülteci hukuku dersi henüz yeni olarak vardır ve bu nedenle bu alanda bilgili ve duyarlı avukat sayısı azdır. Adli Yardım mekanizmalarında sığınmacılar zorunlu müdafiilik kapsamında değerlendirilmediğinden avukatlar için cazip bir iş alanı değdir. Çoğu zaman STK lar avukatların oynaması gereken rolü oynamak zorunda kalmakta ve AİHM’ne dahi kendileri başvurmaktadır.

3.7. Hükümetin bir siyasi irade ve inisiyatif sahibi olarak varlık göstermemesi, uygulamanın bürokrasiye terk edilmiş olması ortada bir boşluk doğurmaktadır. Genel anlamda siyasi partiler bu alana ilişkin bir parti programına sahip değildir ve bu alan Türkiye’de siyasi olarak henüz nötr bir aşamadadır. Bu nedenle bu alana ilişkin fırsat ve tehditler söz konusudur.

3.8. Yargının mülteci hukuku alanında genel olarak bilgisiz, ilgisiz ve yavaş olması kendini (diğer alanlara nispetle) etkili bir denetim mekanizması olmaktan çıkarmıştır. Özellikle sınırdışı vak’alarında STK lar İdari Yargıya başvurup zaman kaybetmektense direkt olarak AİHM’ne başvurmayı bir zorunluluk gibi görmektedirler.

4.  Kendilerine bakan boyut;

4.1. Genel olarak STK ların ve hatta insan hakları örgütlerinin iltica alanına ilişkin ilgi ve duyarlılıkları çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Bu alana ilişkin ilgi oluşması ve çalışmalara başlanmasında bu kadar geç kalınması Türkiye sivil toplumu adına üzüntü vericidir. Halen olması gereken seviyenin az bir kısmının başarılabildiği düşünülmektedir.

4.2. İltica alanına ilişkin bilgi ve insan kapasitesi halen çok sınırlı düzeydedir. Belki önceki yıllar ile kıyaslandığında çok ciddi bir kapasite gelişimi söz konusudur ancak halen olması gereken seviyenin gerisindedir. Bu alana ilişkin olması gereken çeşitlilik ve uzmanlaşma yeterli düzeyde değildir.

4.3. Büyük oranda bütçe sıkıntısı vardır ve çalışmaların çoğunluğu projeler endeksli düşünülmektedir. Örneğin en basitinden bir tercüman masrafı bile bulmakta zorlanılmaktadır. Projeler bazlı çalışmak zorunda kalış, uzun erimli stratejilerin ve eylem planlarının üretilmesi ve uygulanmasında olumsuz bir faktör olarak durmaktadır.

4.4. Türkiye’deki sığınmacı ve mültecilerin çok geniş bir coğrafyada bulunması bu alanda çalışan STK ların erişimini zorlaştırmaktadır. Özellikle sığınmacıların zorunlu iskana tabi tutuldukları bazı uydu kentlerde iltica alanında çalışan STK olmadığı gibi bazı gerektiği durumlarda yardım için genel alanda çalışan bir STK bile bulmakta zorluk çekilebilmektedir.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir