Vekalet sorunu ve çözüm önerileri

TÜRKİYE’DE İDARİ GÖZETİM ALTINDA BULUNAN YABANCILAR DÂHİL OLMAK ÜZERE ULUSLARARASI KORUMA ARAYAN YABANCILARIN VEKÂLET VERME KONUSUNDA YAŞADIKLARI SORUNLAR

11 Nisan 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandıktan bir yıl sonra tüm hükümleriyle yürürlüge giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Türkiye’deki göç ve sıgınma alanını yeniden düzenlemektedir. Kanun bu itibarla daha önce Türkiye hukukunda oldukça dagınık bir sekilde bulunan ya da düzenlenmeyen çok sayıda konuyu, büyük ölçüde Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’nin yerlesik içtihatlarıyla uyum gösteren sekilde düzenlemis ve güvenceler tesis
etmistir.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu tarafından ihdas edilen bu güvenceler kisilerin hukuka aykırı bir biçimde özgürlüklerinden mahrum edilmemeleri ya da geri gönderilmeleri halinde telasi mümkün olmayan zararlara ugramamalarını saglayacak nitelikte güvencelerdir. Ancak özellikle insan hak ve hürriyetleri ile ilgili diger hukuki düzenlemelerde oldugu üzere, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu yoluyla tesis edilen bu güvencelerin de hayata geçirilmesinde baroların ve avukatların rolü büyük bir önem tasımaktadır.

Maalesef uygulamada avukatlar, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu tarafından tesis edilen hukuk yollarına basvurabilmek için gerekli olan vekâleti almada sorunlar yasamaktadır.

Noterlik Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca “noter, is yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yetenegini ve gerçek isteklerini tamamen ögrenmekle yükümlüdür”. Ilgili kanunun Uygulama Yönetmeligi’nin 90. maddesi de kimlik tespitinde izlenecek yolu açıklamakta ve “noter, belgelendirme isteminde bulunan ilgili ile isleme katılan kimselerin kimligini tespit edebilmek için nüfus hüviyet cüzdanı, buna dayalı olarak resmi mercilerden verilmis pasaport, ehliyet, fotograf kimlik kartı vesair kimlik belirten belgeleri aramak zorundadır” ibaresine yer vermektedir.

Görüldügü üzere zikredilen Noterlik Kanunu Yönetmeligi’nin ilgili maddesinde ifade bulan “vesair kimlik belirten belgeler” ibaresi, sözü edilen belgelerin tahdidi olarak sayılmadıgını açıkça ifade etmektedir. Üstelik aynı maddenin ikinci fıkrasın da “bu belgelerin gösterilememesi veya noterin gerekli görmesi halinde tanık dinlemek yoluyla da kimlik tespit olunabilir” ibaresi yer almaktadır.

Ancak uygulamada çok sayıda noterin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde tanzim edilen kimlik belgelerinin “resmi kimlik” niteliginde olmadıgını öne sürmek suretiyle vekâletname düzenlemekten ve/veya düzenlenen vekâletnameleri onaylamaktan kaçınma yoluna gittigi gözlemlenmekte ve bildirilmektedir.

Yasanan bu karısıklık 19 Eylül 2014 tarih ve 93 sayı ile yayımlanan “6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Uyarınca Verilen Belge ve Kimlikler Hakkında” baslıklı Türkiye Noterler Birligi’nin Genel Yazısı ile bir ölçüde giderilmistir. Ilgili yazıda 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde tanzim edilen yeni tip ikamet izni belgeleri (Madde 30),vatansız kisi kimlik belgesi (Madde 50), uluslararası koruma basvuru sahibi kayıt belgesi (Madde 69), uluslararası koruma basvuru sahibi kimlik belgesi (Madde 76) ve uluslararası koruma statü sahibi kimlik belgesinin (Madde 83) “resmi kimlik niteliginde olup noterlik islemlerinde kullanılmasında bir sakınca” bulunmadıgı belirtilmekte ve dolayısıyla bu belgeler ile vekâletname dâhil olmak üzere her türlü noterlik isleminin yapılabilecegi herhangi bir tereddütte yer vermeyecek bir açıklıkta ifade edilmektedir.

Ilgili yazıda aynı zamanda 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de Ikamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun uyarınca 11.04.2014 tarihinden önce verilmis olan ve süreleri bitmeyen ikamet tezkerelerinin 11.04.2014 tarihinden sonra geçerli olmaya devam edecegi ve sürelerinin sonuna kadar herhangi bir ilave idari isleme gerek kalmaksızın kullanılacagı da belirtilmektedir.

Ancak yukarıda da deginildigi üzere Türkiye Noterler Birligi tarafından yayımlanan bu genel yazı, yasanan tereddüt ve karmasanın çözümünde ancak bir ölçüde yardımcı olabilmis ve asagıda ayrıntılarıyla deginilen ve süregelmekte olan sorunlar, özellikle de idari gözetim altında bulunan yabancılar dâhil olmak üzere kisilerin hak ve güvencelere erisimlerinin önünde ciddi engeller olusturmaya devam etmektedir.

Yasanan sorunlardan ilki uluslararası koruma basvurusu sahiplerinden özellikle düzensiz hareket halinde yakalanan kisiler ile havalimanlarının transit bölgelerinden uluslararası koruma basvurusunda bulunanlar bireylerle ilgilidir. Bu kisilerin büyük bir bölümü idari gözetim altında tutulmakta ve uluslararası koruma basvuruları da kanunun 79. maddesindeki hızlandırılmıs degerlendirme kapsamında degerlendirilmektedir. Ilgili maddede uluslararası koruma basvurusu sahibi ile mülakatın üç gün içinde tamamlanacagı ve kararın da bes gün içinde verilecegi belirtilmekte; menfi kararlara karsı itirazın ise yalnızca yargı yoluyla yapılabilecegi ifade edilmektedir. Kanun çerçevesinde hem uluslararası koruma basvurusunun reddi hem de bu reddin akabinde alınan sınır dısı kararına iliskin tesis edilen yargı yolu idare mahkemeleridir.

Ancak sözü edilen yargısal itirazda bulunabilme hakkının önündeki en önemli engellerden biri vekâletname almada yasanan sorundur. Esasen 6458 sayılı kanunun kayıt ve kontrol konusunu düzenleyen 69. maddesi, uluslararası koruma basvurusu sahibinin kimligine dair herhangi bir bilgi elde edilememesi halinde basvuranın beyanının esas alınacagını ve uluslararası koruma basvurusunun degerlendirilecegi usulden bagımsız olarak basvuruda bulunan kisilere kayıt esnasında kimlik bilgilerini içeren ve otuz gün geçerli olan kayıt belgesi verilecegini belirtmektedir.

Bu belge hiçbir harca tabi olmayıp, basvuru sahibinin Türkiye’de kalısına imkân saglamakta ve gerektiginde otuz günlük sürelerle uzatılabilmektedir.

Ancak uygulamada uluslararası koruma basvuru sahiplerine kayıt belgesi düzenlenmeksizin haklarında menfi karar verildigi ve bu karara istinaden sınır dısı kararı alındıgı gözlemlenmekte ve bildirilmektedir. Bir diger sıkıntı ise uluslararası koruma basvuruları kanunda tesis edilen hükümlere aykırı olarak isleme alınmayan kisilerin vekâletlerinin alınmasında yasanmakta ve sözü edilen sorunlar kisinin yanında herhangi bir kimlik belgesi bulunmaması halinde daha da vahim bir
hale gelmektedir.

Idari Yargılama Usulü Kanunu (“IYUK”), avukatın vekâlet ibraz etmeden dava açması konusunu dogrudan düzenlememekte; ancak kanunun 31. maddesi yoluyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (“HMK”) yapılmaktadır. HMK’nın 76. maddesine göre avukat, açtıgı veya takip ettigi dava ve islerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmıs aslına uygun örnegini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır. HMK’nın 77. maddesinde de ayrıca vekâletnamenin aslını veya onaylı örnegini vermeyen avukatın dava açamayacagı ve yargılamayla ilgili hiçbir islem yapamayacagı; ancak gecikmesinde zarar dogabilecek hâllerde mahkemenin, belirleyecegi kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek kosuluyla avukatın dava açmasına veya usul islemlerini yapmasına izin verebilecegi belirtilmektedir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan islemleri kabul ettigini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamıs veya gerçeklestirilen islemler yapılmamıs sayılmaktadır.

Dolayısıyla her ne kadar belirtilen hükümler çerçevesinde asıl tarafın yapılan islemi kabul ettigini mahkemeye bildirmesi durumunda dava açılmıs ve o süreye kadar gerçeklestirilen islemler yapılmış sayılsa da, vekâletnamenin her hâlükârda sunulması gerekmektedir. Nitekim, Danıstay Idari Dava Daireleri Genel Kurulu da 1998/813 esas ve 1999/312 karar numaralı kararında verilen süre içinde vekâletnamenin sunulmadıgı takdirde davanın reddedilmesi gerektigine karar vermistir.
Vekâlet alınmasında yasanan bir diger sorun 6458 sayılı kanun çerçevesinde tanzim edilen kimlik belgelerinden uluslararası koruma kayıt belgesi ile uluslararası koruma basvuru sahibi kimlik belgelerinin arka yüzlerinde yer alan ve bu belgelerin sadece verilen il dâhilinde geçerli olacagına dair ibaredir. Bir kisi adına tanzim edilen kimlik belgesinin yalnızca belli bir yerlesim bölgesi dâhilinde geçerli olacagını vurgulamak isabetsiz bir düzenlemedir. Örnegin ikamet ilini ekonomik sıkıntılar ya da diger nedenlerle terk etmek durumunda kalmıs ve daha sonra ikamet ilinden ayrıldıgı gerekçesiyle idari gözetim altına alınan ve aynı sebeple basvurusu geri çekilmis sayıldıgı için hızlandırılmıs prosedürde degerlendirilip hakkında men karar verilen kisi sayısı azımsanmayacak derecede fazladır. Bu durumdaki kisiler, geçerli bir pasaport veya kimlik belgesine sahip degillerse, ikamet ili dısında, ellerindeki kimlikle vekâlet çıkaramamaktadırlar.

Üstelik bazı hallerde basvurusu geri çekilmis sayılan kisilerin önceki kimlik belgeleri de ellerinden alınmaktadır. Bu kisiler, yukarıda belirtildigi üzere, yeniden uluslararası koruma sürecine dâhil edildiklerinde basvuruları hızlandırılmıs prosedürde degerlendirilmekte ve yasanın 76. maddesi uyarınca kendilerine ya da aile bireylerine kimlik belgesi verilmemektedir. Her ne kadar hızlandırılmıs prosedüre tabi tutulan bu kisiler için söz konusu uygulama yeni bir islem anlamına gelse ve bu islem çerçevesinde yeni bir uluslararası koruma basvuru sahibi kayıt belgesinin verilmesi gerekse de uygulamada bu belgenin verilmedigi gözlemlenmekte ve bildirilmektedir. Dolayısıyla önceki kimlikleri ellerinden alınan ve kendilerine yeni bir uluslararası koruma basvuru sahibi kayıt belgesi verilmeyen bu kisiler de vekâlet verebilme konusunda sorunlar yasamaktadırlar.

Vekâlet alınmasında ortaya çıkan üçüncü sorun Suriye uyruklu kisiler ile Suriye’den gelen mülteci ve vatansız kisilerin durumudur. Bilindigi üzere 22 Ekim 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeligi’nin birinci geçici maddesi uyarınca 28 Nisan 2011 tarihinden itibaren Suriye’den kitlesel veya bireysel olarak gelen Suriye vatandasları ile vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınmıs durumdadırlar. Yönetmeligin 22. maddesi uyarınca bu kisilere kayıt islemlerinin tamamlanmasının ardından “Geçici Koruma Kimlik Belgesi” verilmektedir. Ancak hâlihazırda henüz kaydı bulunmayan ya da yetkili makamlar tarafından daha önce kendilerine tanzim edilmis “Yabancı Tanıtma Belgesi” sahibi olan kisi sayısı oldukça fazladır.

Esasen hem geçici koruma kimlik belgesi hem de yabancı tanıtma belgesinin geçerli resmi kimlik belgeleri olarak kabul edilerek vekâlet islerinde kullanılmasında herhangi bir tereddüt yasanmaması gerekmektedir. Zira yukarıda deginildigi üzere Noterlik Kanunu Uygulama Yönetmeligi’nin 90. maddesinde kimlik tespiti için “resmi mercilerden verilmis pasaport, ehliyet, fotograf kimlik kartı vesair kimlik belirten belgeler” ibaresi kullanılmaktadır. Söz konusu belgeler hem fotograf olduklarından hem de resmi merciler tarafından verildiklerinden ötürü bir sorun yasanmaması gerekmektedir. Ancak uygulamada bu belgenin yanında pasaport talep edildigi ve pasaportun ibraz edilmemesi halinde vekâletname düzenlemekten veya onaylamaktan kaçınıldıgı gözlemlenmekte ve bildirilmektedir.

SONUÇ VE TAVSİYELER

Yukarıda ayrıntılı bir biçimde yer verilen sorunlar nedeniyle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Kanunu tarafından tesis edilen hak arama yollarına erisimde önemli sıkıntılar yasanmaktadır.

Hâlbuki hak arama hürriyeti (Anayasa, Madde 36) ile Anayasa ile tanınmıs hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden basvurma imkânının saglanmasını isteme hakkı (Anayasa, Madde 40) Anayasa tarafından güvence altına alınmıs haklardır. Dahası, söz konusu haklar Türkiye’nin taraf oldugu Birlesmis Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözlesmesi (Madde 2/3 ve Madde 14/1) ve Avrupa Insan Hakları Sözlesmesi (Madde 13) tarafından da güvence altına alınmıstır. Dolayısıyla gerek yasanın gerekse de diger yükümlülüklerin ruhuna uygun olarak tesis edilen haklara etkili bir erisimin saglanması için gerekli düzenlemeler ivedi olarak yapılmalıdır.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. maddesi uyarınca tesis edilen geçici koruma uygulamasını düzenleyen Geçici Koruma Yönetmeligi ve geçici koruma uygulaması çerçevesinde tanzim edilenler de dâhil olmak üzere 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenen tüm kayıt, kimlik ve tanıtma kartlarının resmi nitelikte oldugunu sarih bir biçimde teyit eden bir yönerge ve/veya genel yazı hazırlanarak dagıtıma çıkarılmalıdır.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde düzenlenen tüm kayıt, kimlik ve tanıtma belgelerinin geçerliligi Türkiye geneline samil olacak sekilde genisletilmelidir.

Özellikle sınır bölgeleri ve havalimanı transit bölgeleri ile idari gözetim yerlerinde tutulan kisilere 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununda tesis edilen haklardan yararlanabilmeleri için ilgili kayıt ve/veya kimlik belgeleri yine kanunda belirtildigi sekilde düzenlenmelidir.

Geçici koruma altında bulunan tüm kisilere geçici koruma kayıt belgesi gecikmesizin tanzim edilmelidir.

Not: Bu bilgi Mülteci Hakları Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Güncellemeler ve Mülteci Hakları Merkezinin faaliyetlerini www.mhd.org.tr üzerinden takip edebilirsiniz. Yazının orjinal hali için pdf dosyasını indirebilirsiniz.

 

Read Previous

Theye back return to you Kennedy Darlings

Read Next

Tersine dünyanın mülteci çocukları